Tek bir tohum, uygun şartlar altında kendisine verilen ilk emir ile filiz verir. Filiz, belirli bir süreden sonra kök, gövde, yaprak, çiçek ve meyve şekillerine farklılaşır. Bugün için bu farklılaşmanın sebebler dairesinde nasıl meydana geldiği hususu bir sırdır. Sır olan sadece bu mu? Şüphesiz hayır. Bitkilerin yüzyıllardır hastalıklara ve hastalık yapıcı canlılara karşı nasıl korunduğu da pek bilinmemektedir. 1960’lı yıllarda bütün canlıların karakter, davranış ve hayat sürelerine ait bilgilerin hücreler içindeki nükleik asitlere, şifreler halinde programlandığı bulundu. Diğer bir deyişle, her canlının herbir hücresine o canlıyı meydana getirebilecek bilgi, plan ve program konulmuştur. İşin, insanı büyüleyen tarafı; hücreye dercedilen binlerce bilgi ve programdan gerekli olanın her canlı için uygun şartlarda, uygun dönemde, yeterli zaman aralığında kâfi miktarda okunması ve diğer bilgilerin baskılanmasıdır.

Bitki hücrelerin in hayvan hücrelerinden önemli bir farkı hücre duvarına sahip olmalarıdır. Bitki hücre duvarı glikoz yapıtaşlarından meydana gelen selüloz ile matriks polisakkaridlerinden (kompleks şekillerde birleşmiş basit şekerlerin oluşturduğu yapı) yapılmıştır. Şimdiye kadar matriks polisakkaridleri hücre duvarı yapısında yer alan basit şeker birimleri olarak görülmekteydi. 15 yıldan beri ekip halinde soya fasulyesi ve diğer bitkiler üzerinde sürdürülen çalışmalar matriks polisakkaridlerinin bitkinin hastalık yapıcı mikroorganizmalara ve zararlı böceklere karşı korunmasında haberci rolü oynadığını ortaya çıkardı.

Soya fasulyesi bitkisine hastalık yapıcı virüs, bakteri, mantar vs. saldırdığında bitkilerin verdiği ilk cevap şudur: Saldırı bölgesindeki bir grub hücrenin intiharı...

İntihar eden hücrelerin sitoplazmasındaki bir enzim hücre duvarındaki matriks polisakkaridlerini çeşitli kısımlara ayırır. Açığa çıkan yedi-sekiz monosakkaridden oluşan yapılar, oligosakkaridler olarak adlandırılır. Sağlam hücrelere ulaşıp sitoplazmadan geçerek, bitkiyi, hastalık yapıcı canlıyı öldürücü, antibiyotikleri (fıtoalexinler) sentezlemesi için uyarır. Hastalık yapıcı saldırgan minik canlılar sağlam hücrelere ulaşıncaya kadar bütün hücreler yeteri kadar silah ve mühimmatı (antibiyotiği) hazırlamış olduğundan saldırgan yok edilir. Biz, ne bakteriyi ne de virüsü çıplak gözle göremediğimizden, bunları tabiatta müşahede etmek çok zordur. Bitki de antibiyotik sentezini başlatıcı haberci molekül o kadar hususidir ki parçalanma sonucu açığa çıkan yüzlerce yapı taşından ancak bir tanesi bu fonksiyonu başarabilmektedir. Haberci molekülün bir gramının milyarda biri bile bitkinin silahlanması (antibiyotik üretmesi) için yeterli olmaktadır.

Bitkilere zarar veren böcekler, proteinaz enzimi salgılayarak bitkinin proteinlerini parçalayıp besin olarak kul lan ırlar. Zararlı böcek bitkiye yerleştiğinde, saldırılan bölgelerden sağlam hücrelere yine matriks polisakkaridlerinin bileşenleri haber gönderir. Hücrelerden proteinaz enziminin engellenmesini uyaran faktörün serbest bırakılmasına (PIIF) yol açarlar. Neticede proteinaz enzimine mani olucu faktör sentezlenerek bitkiler müdafaaya geçerler. Bitkinin düşmanını yenmesi, düşmanının sayısına ve kafi miktarda silaha sahip olup olmayışına bağlı olarak değişir. Sürdürülmekte olan diğer çalışmalar, matriks polisakkarid bileşenlerinin bitkinin farklılaşmasında da hususi haberci moleküller olarak iş görebileceğini göstermektedir.

Gelişen teknolojiyi kullanarak ilim adamları canlılar aleminin en derin sayfalarına nüfuz etmektedirler. Yaratıcıya dayanmadan hayatın menşeini bulmalarını beklerlerken; karşılarına çıkan şey mikroalemdeki nizamın, dengenin çok ince bir plan, program dahilinde Yüce Yaratıcı tarafından eksiksiz olarak en mükemmel şekilde karıştırılmadan yürütüldüğünü, zerrelerden gezegenlere kadar herşeyi kuşattığını müşahede etmek oldu.

İlim ve teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, kainatın en derin sayfalarında da bulacağı şey, sadece Yaratıcının Kudretiyle gerçekleşen girift hadiselere sebebler dairesinde getireceği izahlardır. Aklı ile beraber vicdanını da çalıştıran hakiki münevverler ise daima bu sebeblerin arkasındaki Gizli Eli göreceklerdir.