İslam Düşüncesinde Yorum Biçimleri Konusu

3. İSLAM DÜŞÜNCESİNDE YORUM BİÇİMLERİ
İnsanların aynı konuda farklı düşüncelere sahip olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Tarih boyunca İslam düşüncesinde ortaya çıkmış birçok yorum biçimi vardır. Bunlar genel olarak inançla ilgili yorumlar, fıkhi yorumlar ve tasavvufi yorumlar olmak üzere üç başlıkta ele alınabilir.

3.1. İnançla İlgili Yorumlar
Hz. Muhammed ve ilk iki halife zamanında Müslümanlar arasında dinî konularda önemli bir görüş ayrılığı yoktu. Peygamberimizin ortaya koyduğu ilkeler, Kur’an’ve hadislerin vermek istediği mesaj, Müslümanlar tarafından olduğu gibi kabul ediliyordu. Ancak yapılan fetihlerle İslamiyet geniş bir coğrafyada hızla yayıldı. Kendilerine özgü kültürleri, örf ve âdetleri olan, farklı milletlere mensup pek çok insan Müslüman oldu. Bu kişiler eski alışkanlıklarından, inanç ve kültürlerinden bütünüyle kopamadılar.

İslamiyeti yeni kabul eden bazı topluluklar önceki inanç ve kültürlerine ait bazı unsurları, dinî uygulamaları Müslüman olduktan sonra da devam ettirmeye çalıştılar. İslam dininin yayılmasını istemeyen bazı kötü niyetli kişiler de dinimizin inanç esaslarıyla ilgili şüpheler oluşturmaya başladılar. Böylece Müslümanların inançlarını sarsmaya çalıştılar. Ortaya çıkan bu gibi olumsuzluklar ve yeni gelişmeler İslam dininin inanç esaslarının sistemleştirilip savunulmasını zorunlu kıldı. İslam âlimleri de bu doğrultuda çalışmalar yaptılar. İşte onların bu amaçla yaptığı sistemli çalışmalar İslam düşüncesinde inançla ilgili yorumların ortaya çıkmasını sağladı. Maturidilik, Eşarilik ve Şiîlik İslam düşüncesinde ortaya çıkan ve hâlen dünya üzerinde pek çok mensubu bulunan başlıca itikadi yorumlardandır.

3.2. Fıkhi Yorumlar

İslam’ın ilk dönemlerinde özellikle Hz. Muhammed (s.a.v.) zamanında toplumsal hayat durağandı. Sosyal, dinî ve ekonomik konularda çok fazla sorun yaşanmıyordu. Herhangi bir sorun ortaya çıktığında da Müslümanlar hemen Hz. Peygambere başvuruyorlardı. Karşılaştıkları sorun hakkında, dinimizin görüşlerini Hz. Peygamberden rahat bir şekilde öğreniyorlardı.

Hz. Peygamberin vefatından sonra İslamiyet hızla yayıldı. Farklı kültürlere mensup binlerce insanın Müslüman olmasına bağlı olarak toplumsal hayatta yeni sorunlar ortaya çıktı. İnsanlar karşılaştıkları sorunlara ilişkin dinin bakış açısını öğrenmeye ihtiyaç duydular. Bunun için de Müslüman bilginlere gidip onlara sorular sordular. İslam âlimleri de kendilerine sorulan sorulara Kur’an ve sünnet çerçevesinde cevap verdiler. Ancak dinimizin temel kaynakları olan Kur’an ve sünnette çözümü açıkça belirtilmeyen meselelerde âlimlerimiz, yine bu iki kaynakta yer alan ilkelere bağlı kalarak çözümler ürettiler. Onların birtakım metotlar çerçevesinde ileri sürdüğü görüşler zamanla Müslümanlar tarafından daha çok benimsendi ve sistemli hâle getirildi. İşte bu gibi gelişmeler sonucunda İslam dünyasında fıkhi mezhepler ortaya çıktı.

İbadetlerin yapılışı konusunda mezhepler arasında bazı görüş farklılıkları vardır.

Temel İslam bilimlerinden biri fıkıhtır. Fıkıh kelimesi sözlükte; bir şeyi bilmek, iyice anlamak, kavramak, ayrıntılı şekilde bilmek gibi anlamlara gelir. Dinî bir kavram olarak fıkıh; kişinin kendi lehinde ve aleyhinde olan şeyleri ayrıntılı bir şekilde bilmesi olarak tanımlanır. Fıkıh ilmi, dinimizin namaz, oruç, hac, zekât, sadaka, fitre, kurban vb. ibadetlerinin ne zaman, nasıl ve niçin yapılacağını ayrıntılı bir biçimde açıklar. Evlilik, boşanma, miras, alışveriş, ticaret gibi konular hakkında dinimizin ilkelerini açıkça ortaya koyar. Bütün bunlardan da anlaşılacağı gibi fıkıh, Müslümanların dinî ilkeleri kolayca uygulayıp yaşamalarına katkı sağlayan bir ilim dalıdır. Hanefilik, Şafiilik, Hanbelilik, Malikilik ve Caferilik İslam dünyasında yaygın olan başlıca fıkhi mezheplerdendir.

Fıkhi mezheplerin günlük hayatımızdaki yeri ve önemi nedir? Arkadaşlarınızla konuşunuz.

3.3. Tasavvufi Yorumlar

İslam kültüründe ortaya ortaya çıkıp yaygınlaşan düşünce akımlarından biri de tasavvufi yorumlardır. Tasavvuf; kalbe Allah sevgisini yerleştirmeyi, insanı her türlü kötü duygu ve düşünceden uzaklaştırmayı, onu ahlaki açıdan yüceltmeyi amaçlayan ilim dalıdır. Tasavvuf düşüncesinin temel amaçlarından biri de kişiye Allah’ın rızasını ve hoşnutluğunu kazandırmaktır.

Dinimizde sevgiye, dostluğa, kardeşliğe büyük önem verilir. İnsanların hem kendilerine hem de topluma faydalı olacak güzel davranışlarda bulunmaları, ahlaklı olmaları öğütlenir. İslam tarihinin ilk dönemlerinden itibaren bazı âlimlerimiz dinimizin ahlaki ilkelerini ön plana çıkarmışlar, bu gibi konular üzerinde önemle durmuşlardır. İnsanların inançlı, güzel ahlaklı, erdemli bir hayat sürdürebilmesi için büyük çaba harcamışlardır. Bu âlimlerimiz çevrelerinde bulunan insanlara dünya malına çok fazla önem vermemeyi, tasavvufi açıdan büyük bir önemi olan züht ve takva sahibi olmayı öğütlemişlerdir. Hoca Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş Veli, Mevlana, Muhammed Bahauddin Nakşibend ve Yunus Emre bu âlimlerimizden başlıcalarıdır. Onların dinî ve ahlaki konularda ortaya koyduğu düşünceler pek çok insan tarafından benimsenmiştir. Bu düşünceler zamanla sistemleşerek tasavvufi yorumların temelini oluşturmuştur.
Tasavvuf önderleri yaşantıları, uygulamaları ve güzel ahlaklarıyla çevrelerindeki insanlara örneklik etmiştir.
Dünya üzerinde her gün birçok gelişme yaşanmaktadır. Aynı durum toplumsal hayat ve insan ilişkileri için de söz konusudur. Toplum hayatında günden güne gelişmeler yaşanmakta, insanlar her gün yeni sorunlarla karşılaşabilmektedir. Ortaya çıkan sorunların çözümüne yönelik İslam’ın bakış açısının belirlenebilmesi için dinimizin ilkelerinin, ayet ve hadislerin yorumlanması gerekmektedir. Bunu yapacak kişiler de İslam âlimleridir. Ancak dinî konularda yorum yapabilmek, ortaya çıkan sorunlara çözüm üretebilmek için belirli nitelikleri taşımak gerekir.

Dinî konularda yorum yapacak kişilerde aranacak bazı nitelikler şöyle sıralanabilir:
• İslam’ın temel kaynaklarını iyi bilmek,
• Kur’anı Kerim’in ilkelerini, vermek istediği mesajı iyi bilmek,
• Hz. Peygamberin sünnetine ve dinî ilimlere vâkıf olmak,
• Dinî ilimlerin yanı sıra tarih, coğrafya, fizik, biyoloji, astronomi vb. pozitif bilimlerin verilerinden yararlanabilmek,
Sonuç olarak dinî meselelerde çözüm üretecek, yorum yapacak kişilerin ihlaslı ve iyi niyetli olması da şarttır.

3.3.1. Yesevilik

İslam’ın Anadolu’da ve çevresinde yayılmasında etkili olan başlıca tasavvufi yorumlardan biri Yeseviliktir. Bu tasavvufi akım, Hoca Ahmet Yesevi’nin görüş ve düşünceleri çerçevesinde ortaya çıkıp yaygınlaşmıştır. Ünlü mutasavvıf Hoca Ahmet Yesevi, 10. yüzyılın sonlarında Batı Türkistan’ın Yesi şeh
rinde bulunan Sayram kasabasında dünyaya gelmiştir. Hoca Ahmet Yesevi, dönemin tanınmış mutasavvıflarından biri olan Arslan Baba’dan ilim öğrenmiştir. Daha sonra da Buhara’ya gidip ünlü âlim Yusuf Hemedani’den ders almıştır. Hoca Ahmet Yesevi Türbesi (Yesi /Kazakistan)

Hocası Yusuf Hemedani’nin vefatından sonra, doğduğu yer olan Yesi’ye dönmüştür. İlmî konularda kendini yetiştiren, özellikle de tasavvuf alanında derin bilgi sahibi olan Hoca Ahmet Yesevi, kendi görüşlerini yaymaya başlamıştır.

Hoca Ahmet Yesevi yıllarca insanlara İslam dininin ilkelerini öğretmek için çaba harcamıştır. Toplumda güzel ahlakın yaygınlaşması için çalışmıştır. Yetiştirdiği öğrenciler çeşitli bölgelere dağılarak onun görüşlerini halka anlatmışlardır. Hoca Ahmet Yesevi İslam’ın ilkelerini daha kolay ve anlaşılır şekilde ifade edebilmek için hikmet adı verilen şiirler söylemiştir. Böylece Türkler arasında İslam’ı yaymak için çalışmıştır. Bu ünlü mutasavvıfın hikmetlerinin toplandığı eser Divanı Hikmet olarak adlandırılmıştır.

Ahmet Yesevi
Hoca Ahmet Yesevi, 1166 yılında , doğduğu yer olan Yesi şehrinde vefat etmiştir. Onun ileri sürdüğü görüş ve düşünceler, öğrencileri aracılığıyla Orta Asya’dan Balkanlara kadar geniş bir coğrafyada yayılmıştır. Hikmet adı verilen şiirleri de dilden dile dolaşmıştır.

Yesevilik akımının kurucusu olarak kabul edilen Hoca Ahmet Yesevi, insanları irşat etmeyi, onları doğru yola ulaştırmayı gaye edinmiştir. Kur’an ve sünnette yer alan ilkelere uymak, züht ve takva esaslarına bağlı kalmak, dünyanın süsüne, şöhretine, malına bağlanmamak Yesevilik düşüncesinin temel ilkelerinden bazılarıdır. Erenlerin, Allah dostlarının sözünü dinlemek de Yesevilikte önem verilen ilkelerdendir.

Yesevilik düşüncesinde misafir ağırlamaya önem verilir. Misafirlere cömertçe ikramda bulunulması, onların en iyi şekilde ağırlanması öğütlenir. Yeseviliğin kendine özgü bazı edep ve kuralları vardır. Diz üstüne çöküp tevazu ve edeple oturmak, kibirden uzak durup alçak gönüllü olmak, herkesi kendinden daha faziletli bilmek, erenlerin huzurunda edepli ve sessiz durmak, sırları ifşa etmeyip saklamak bunlar arasında ilk akla gelenlerdir.

Yesevilik düşüncesine göre insan sürekli Allah’a yaklaşma gayreti içinde olmalıdır. Yüce Allah’tan korkmalı fakat hiçbir zaman ondan ümidini kesmemelidir. Devamlı Allah’a kavuşmayı düşünmeli, onu zikretmelidir.


3.3.2. Kadirilik
Abdülkadir Geylani adını daha önce hiç duydunuz mu? Onun hakkında neler biliyorsunuz?
Müslümanlar arasında yaygın olan başlıca tasavvufi yorumlardan biri Kadiriliktir. Bu yorum biçimi, büyük âlim Abdülkadir Geylani (öl.1166)’nin görüşleri çerçevesinde ortaya çıkıp gelişmiştir. Abdülkadir Geylani, Bağdat’ın Geylan köyünde doğmuş,1166 yılında vefat etmiştir.

Abdülkadir Geylani, ilk tahsilini doğduğu köyde yaptıktan sonra Bağdat’a gelip yerleşmiştir. Burada uzun süre ilim öğrenmekle meşgul olmuş, çeşitli hocalardan yıllarca ders okumuş, kendini yetiştirmiştir. Tefsir, hadis, fıkıh, kıraat, edebiyat gibi ilimleri iyice öğrenen Abdülkadir Geylani bu alanlarda dersler vermiş, hocalık yapmıştır. Vaazları, sohbetleri ve eserleriyle insanların beğenisini kazanmıştır. Başta Bağdat ve çevresi olmak üzere genel olarak tüm İslam âleminde tanınmış, görüşleri Müslümanlar arasında yaygınlık kazanmıştır.

Kadirilik düşüncesine göre insan güzel özelliklere sahip olmalıdır. Güzel ahlaklı, dürüst, olgun ve erdemli kişiler hem Allah’ın hem de insanların sevgisini kazanırlar.
Kadirilikte önem verilen bazı esaslar vardır. Verilen sözü mutlaka yerine getirmek, günahlardan sakınmak, haramlardan uzak durmak, insanların sahip olduğu şeylere tamah etmemek, haksızlığa uğranmış olsa bile insanlara beddua etmemek, alçak gönüllü olmak bunlardan bazılarıdır. İnsanlara eziyet etmekten sakınmak, ister doğru ister yalan olsun Allah adına ant vermemek, dilini yemine alıştırmamak, başkalarına yük olmaktan, insanların sırtından geçinmekten kaçınmak da Kadirilikte önem verilen ahlaki ilkelerdendir.


3.3.3. Nakşibendilik
Nakşilik, Nakşibendilik kavramlarını daha önce hiç duydunuz mu? Bu kavramlar hakkında neler biliyorsunuz?
Muhammed Bahauddin Nakşibend (öl. 1389), tasavvufi yorumlardan biri olan Nakşibendilik akımının kurucusu kabul edilir. İslam dünyasında “Şahı Nakşibend” adıyla meşhur olan Muhammed Bahauddin Nakşibend, Türkistan’ın Buhara bölgesinde Kasrı Ârifan köyünde doğmuştur. Onun doğup yetiştiği çevrede tasavvufun ve tasavvufi hayat tarzının önemli bir etkisi vardı. Doğal olarak Muhammed Bahauddin Nakşibend de bu ortamdan etkilenmiştir.

Gösterişten uzak, mütevazı bir hayat sürdürmeye önem veren Muhammed Bahauddin Nakşibend haramlardan, kötülüklerden sakınır, insanlarla hediyeleşmeye önem verir, misafirine ikramda bulunur, saygı gösterirdi. İslam dininin ilkelerine uyar, ahlaklı, erdemli bir şekilde yaşamaya önem verirdi.

Nakşibendilik, kökeni Hz. Ebu Bekir’e kadar dayandırılan tasavvufi bir oluşumdur. Nakşibendiliğe göre insan hem dünya hayatıyla ilgili sorumluluklarını aksatmadan yerine getirmeli hem de yaşadığı sürece hiçbir zaman Allah’ı unutmamalıdır. Her an Allah’ı hatırında tutmalıdır. Tasavvuf düşüncesini hayat tarzı olarak benimseyip bu yola giren kişi; yeme, içme, uyuma, evlenme, çalışma gibi şeylerden de kendini alıkoymamalıdır. Yüce Allah’ı zikretmeye önem vermeli, iyilik yapıp hayır işlemeli, aşırı arzulardan uzak durmalı, dinin emir ve yasaklarına titizlikle uymalıdır.

3.3.4. Mevlevilik
Kültürümüzde etkin olan tasavvufi yorumlardan biri Mevleviliktir. Mevlevilik hakkında siz neler biliyorsunuz?
Mevlevilik; Mevlana Celaleddin Rumi (öl.1270)’nin görüşleri çerçevesinde oluşmuş tasavvufi bir akımdır. Mevlana Celaleddin Rumi 1209 yılında Horasan’ın Belh şehrinde dünyaya gelmiş, 1270’de Konya’da vefat etmiştir. Bu ünlü mutasavvıf iyi bir eğitim almış, tefsir, hadis, fıkıh gibi dinî ilimlerde uzmanlaşmış, Arapça ve Farsça dillerini mükemmel bir şekilde öğrenmiştir.

Mevlana Celaleddin Rumi, yaşadığı dönemin edebiyat dili Farsça olduğu için eserlerini bu dilde yazmıştır. Onun görüşleri etrafında şekillenmiş olan Mevlevilik; insanı yüceltmeyi amaçlayan, insanlar arasındaki ortak değerleri ön plana çıkaran bir düşünce akımıdır. Allah sevgisi, insan sevgisi, insana hizmetin esas alınması, onun manevi ve ahlaki yönden yüceltilmesi, bu düşünce akımında önem verilen temel ilkeler arasında yer alır.

NOT EDELİM
Ünlü mutasavvıf ve düşünürümüz Mevlana’nın en önemli eserlerinden biri Mesnevi’dir. Mevlana tarafından Farsça kaleme alınan bu eser şiirsel bir dille yazılmıştır. Toplam altı ciltten oluşmaktadır.

Mevlevilikte, İslam’ın sevgi ve hoşgörüyü ön plana çıkaran yorumuna önem verilir. Hayatın anlamı ve insanın evrendeki üstün konumu üzerinde de önemle durulur.
Mevlevilik düşüncesinde sema ayinine önem verilir. Müzik eşliğinde ve belli bir düzen içerisinde yapılan törene sema denir. Sema yapanlar semazen, bu ayinin yapıldığı yerler ise semahane olarak adlandırılır.

Sema, insanın kulluk şuuruna ulaşıp olgunlaşmasını, kâmil bir insan olmaya doğru ilerleyişini ifade eder. Sema ayini Mevlana’dan itibaren yaygınlık kazanmıştır. Mevlevilikte toplu hâlde sema yapmaya, kulluk bilinci içerisinde Allah a Sema yapan Mevleviler
yönelmeye büyük önem verilmiştir.

Mevlevilikte iyi niyetli olmak ve sorumluluk duygusu büyük önem taşır. Bu düşünce akımına göre doğruluk, adalet, hikmet, zayıfları gözetme, yardımlaşma vb. ahlaki değerler genel olarak bütün insanları mutluluğa götürecek temel ilkelerdir. Kin, nefret, öfke, tembellik, dedikodu, kibir, yalan ve hile gibi kötü özelllikler ise insanın helakına sebep olur. Mevlevilik yoluna giren kişi bu gibi kötülüklerden uzak
durmayı ilke edinir.

3.3.5. AlevilikBektaşilik
AlevilikBektaşilik, toplumumuzda yaygın olan başlıca tasavvufi yorumlardan biridir. Alevi kelimesi sözlükte ; Ali’ye mensup, Ali’ye ait vb. anlamlara gelir. Dinî bir kavram olarak ise Alevi; Hz. Ali’nin yanında olan ve ona bağlı kişi demektir.
AlevilikBektaşilik, daha çok Türk toplumuna özgü tasavvufi bir düşünce akımıdır. Bu akımın Türk toplumunda hızla yayılmasının nedeni, Bektaşi babalarının halk içinden çıkmış olmaları; sade, basit bir hayat sürdürmeleri, dinimizin sevgi, hoşgörü, merhamet ve kolaylık gibi ilkelerini ön plana çıkarmalarıdır.

İslam Düşüncesinde Yorumlar Ünlü mutasavvıf ve düşünürümüz Hacı Bektaş Veli’nin, AlevilikBektaşilik düşüncesinin gelişmesinde önemli etkisi olmuştur. Ahmet Yesevi’nin dervişlerinden biri olan Hacı Bektaş Veli, onun fikirlerinden etkilenmiştir. Horasan’dan gelip Kırşehir civarına yerleşmiş, Anadolu’da İslam’ın ve
Türk İslam kültürünün, benimsenip yaygın laşması için çalışmıştır. Bu ünlü mutasavvıf, 1270 yılında Nevşehir’de vefat etmiştir.
Hacı Bektaş Veli, ileri sürdüğü görüş ve düşüncelerle insanları etkilemiş, onlara Hz. Ali ve ehli beyti sevmeyi öğütlemiştir

Onun düşünceleri zamanla sistemleştirilmiş ve Bektaşilik akımının temelini oluşturmuştur.
AlevilikBektaşilikte; sabır, şükür, hayâ, cömertlik, edep, korku, perhiz, ilim, marifet ve kendini bilmek gibi özellikler önemli bir yer tutar. Tevazu sahibi olmak, insanları ayıplamamak, hiçbir varlığa kötü gözle bakmamak, sır saklamak, Allah’a niyazda bulunmak da AlevilikBektaşilikte önem verilen başlıca ahlaki özellikler arasında yer alır.
Bektaşîliğe göre iyilik, fazilet ve Allah sevgisi insan için temel amaç olmalıdır.
AlevilikBektaşilikte ehli beyt sevgisine önem verilir. Özellikle Hz. Ali, Hz. Fatma, Hz. Haşan ile Hz. Hüseyin’e büyük sevgi beslenir ve saygı duyulur. On iki imam inancının da AlevilikBektaşilikte önemli yeri vardır.

AlevilikBektaşilikte ahlaki değerlere ayrı bir önem verilir. Örneğin Alevilikte dostluk ve misafirperverliğin mühim bir yeri vardır. Bu düşünce akımında küçüklerin büyüklere saygı göstermesine dayanan bir eğitim anlayışı hâkimdir. Alevilikte öfkeden kaçınmak, sabırlı olmak, iyilik yapmak önem verilen değerlerdendir. Toplumumuzda yaşayan Alevi vatandaşlarımız arasında “Eline, beline, diline sahip olmak” ilkesi en çok önem verilen ahlaki değerlerdendir. Şartlar ne olursa insanların bu ilkeye uyması esas kabul edilir.
AlevilikBektaşilikte insan sevgisi temel esaslardan biridir. Sevgi, saygı, barış, hoşgörü gibi ilkelerin yaygınlaşması da istenir. İnsana saygı, en önemli ahlaki ilkelerden biri kabul edilir. Kin, intikam, nefret, düşmanlık gibi kötü duygulardan kaçınılması üzerinde önemle durulur.


3.3.5.1. Cem ve Cemevi
Cem töreni hakkında neler biliyorsunuz?
Cem kavramı; toplanmak, bütünleşmek, bir araya gelmek anlamına gelir. AlevilikBektaşilikte ceme büyük önem verilir. Cemin yapıldığı mekânlar cemevi olarak isimlendirilir.

Dede, AlevilikBektaşilikte büyük saygı gösterilen manevi bir önderdir. Cem töreni de dede öncülüğünde yapılır. Cemde müminler hep birlikte aşkla Allah’a yönelirler. Cemde okunan gülbenk, dua, on iki imam aşkına söylenen düvazimam, deyiş ve nefesler arasında sık sık ve topluca “Allah Allah” denir. Her hizmet yapılmadan önce o hizmetin anlamını ifade eden bir Kur’an ayeti okunur. Böylece Hakk’a olan inanç tazelenmiş olur. Kalplerin Allah sevgisiyle dolması sağlanır.

Cem sırasında sık sık tevhitler okunur, “Lâ ilâhe illallâh” denir. Eller göğüslere konarak Hz. Muhammed ve ehli beyte salavat getirilir, ayrıca işlenmiş günahlar için tövbe istiğfar edilir. Dargın ve küskünler barıştırılır, ceme katılan canların birbirlerine rızalık ve helallik vermesi sağlanır.

Cemevine giren insan Hakk, Muhammed, Ali’nin divanına girdiğinin bilincinde olur. Cemevindeki mürşit postunda oturan dede ve babalara saygı gösterilmesi gerekir. Dede veya babanın oturduğu post, âlemlerin nuru Hz. Muhammed Mustafa ve onun ehli beytinin kutsal makamının sembolü kabul edilir.

Cem törenlerinde talip, mürşidin yani dedenin önünde diz çöker ve dede ona şöyle telkinde bulunur: “Mürşidini gerçek baban, rehberini gerçek anan bil. Yalan söyleme, haram yeme, gıybet etme, eline, beline, diline sahip ol, kibir ve kin tutma, kimseye haset etme, buğz, inat etme, gördüğünü ört, görmediğini söyleme, hilm (yumuşaklık) ile söyle, küçüğe izzet, büyüğe hürmet ve hizmet eyle...”
Ceme katılanlara kesilen kurbanların lokmaları dağıtılır. Dualar edilir.

NOT EDELİM
Alevilik Bektaşilikte belli zamanlarda yapılan çeşitli cemler bulunmaktadır. Örneğin senenin ilk cemi, AleviBektaşi büyüklerinden Abdal Musa adına yapılır. Abdal Musa cemi sonbahar aylarında gerçekleştirilir. Ölen bir kişinin yedisi veya kırkında kurban kesilip lokma dağıtılan cem, dâr cemi olarak adlandırılır. AleviBektaşi geleneğine ve ilkelerine uymayan, genel ahlaka aykırı davranan kişiler düşkün sayılır. Düşkün ilan edilen kişiler durumlarını düzeltirlerse onların düşkünlüklerini kaldırmak için cem yapılır. Buna da düşkünlükten kaldırma cemi denir.

Cem törenlerinin toplumsal dayanışma, birlik ve kardeşlik açısından önemi nedir? Tartışınız.

3.3.5.1.1. Razılık ve Kul Hakkının Sorulması

“Allah razı olsun”, “Allah rızası için”, “Allah’ın rızasını kazanmak” gibi ifadeler hangi anlamlarda ve niçin kullanılır?
AlevilikBektaşilikte razılık ve kul hakkı kavramının önemli bir yeri vardır. Bu nedenle üzerinde kul hakkı bulunan bir kimsenin ceme girmesi uygun bulunmaz. Cemin hemen başında dede taliplere dönerek onları şöyle uyarıda bulunur:
“Canlar! Hep birlikte ibadet edeceğiz. Yolumuz rıza yoludur. Biz sizi, sizden alıp Hakk’a teslim edeceğiz. Özünüzdeki Hakk’la dâr ve didar olacaksınız. Yüce Allah Kur’an’da, ‘Şu bir gerçek ki müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.’ buyuruyor.

Yine Kur’anı Kerim’de; ‘Ey huzura kavuşmuş insan! Sen ondan razı, o da senden razı olarak Rabb’ine dön. (Seçkin) kullarımın arasına katıl ve cennetime gir!’3 buyurmuştur. Biz de size soruyoruz, birbirinizden razı mısınız? Eğer kul, kuldan razı olursa Allah da onlardan razı olur. Aranızda dargın, küskün olanlar ve üzerinde kul hakkı bulunanlar varsa dâr meydanına çıksın ve özünü dâra çeksin. Eğer yoksa ‘Allah eyvallah’ deyiniz.”4 Bunun ardından dede, “Birbirinizden razı mısınız? Birbirinize haklarınızı helal ediyor musunuz?” diye üç defa sorar. Herhangi bir kul hakkı varsa hak sahibine iade edilir ve helallik alınır. Böylece hem Allah’ın rızası kazanmaya çalışılır hem de kul hakkı konusundaki duyarlılık açıkça ortaya konur.
Kul hakkı yemek dinimizde Allah’ın affetmeyeceği büyük bir günah olarak kabul edilir. Sizce bunun nedeni ne olabilir? Tartışınız.

3.3.5.1.2. On İki Hizmet
İnsanlara hizmet etmek denince aklınıza neler gelmektedir?
AlevilikBektaşilikte cem esnasında yerine getirilen on iki hizmet vardır. Bu hizmetler on iki kişi tarafından belirli bir düzen içerisinde ve bazı kurallar çerçevesinde yapılır. On iki hizmet Hz. Ali başta olmak üzere onun soyundan gelen on iki imamı temsil etmektedir.


On iki hizmet şöyle sıralanabilir:
1. Dede: Cemi yöneten manevi önderdir.
2. Rehber: Cemde yapılanlara ve ceme katılanlara yardımcı olur. Dedenin en yakın yardımcısıdır. Dedenin olmadığı zamanlarda onun yerine cemleri rehber yönetir.
3. Gözcü: Cemde düzeni ve sükûneti sağlar. Rehberin yardımcısıdır.
4. Çerağcı (delilci): Cemevinde bulunan aydınlatma araçlarını yakar. Buhurdanlıkları ve mumları (çerağları) hazırlar. Meydanı aydınlatmak onun esas görevidir.
5. Zakir (âşık): Cem esnasında bağlama çalar, tevhit, düvazimam, mersiye, miraçname, semah vb. söyler.
6. Ferraş (süpürgeci): Cem yapılacak yerin temizliğinden sorumludur.
7. Sakka: Cem sırasında el suyu döker. Sakka, ibriktar olarak da adlandırılır.
8. Sofracı: Kurbancı veya lokmacı da denir. Kurban ve yemek işlerine bakar.
9. Pervane (semahçı): Semaha öncülük eder.
10. Peyikçi (haberci): Cemin yapılacağını insanlara duyurmakla görevli kişidir.
11. İznikçi (meydancı): Cemevinde semahserleri kaldırır. Postları yerine dizer.
12. Bekçi (kapıcı): Cemin ve ceme gelenlerin güvenliğini sağlamakla yükümlüdür.

Cemin kurallarına uygun bir şekilde yapılmasında on iki hizmetin önemi nedir? Arkadaşlarınızla konuşunuz.


3.3.5.1.3. Semah
Semah niçin dönülür? Bu konuda neler biliyorsunuz?
AlevilikBektaşilikte önem verilen başlıca konulardan biri semahtır. Evrende bulunan her şey dönmektedir. Bu nedenle AleviBektaşiler, Allah’a duydukları aşk ve sevgiyi, döndükleri semahla ifade ederler. Semah; Allah’a sevgi ve bağlılık duygusuyla onun güzel isimlerinden herhangi birini anarak ayakta dönmeye denir. Semah sırasında ilahiler okunur, manevi coşku içerisinde eller gökyüzüne doğru uzatılarak dönülür ve Allah’ın adı zikredilir.


Semah sırasında okunan dua da semahın nasıl bir ruh hâli içerisinde yapıldığı konusunda fikir vermektedir: “Bismi Şah, Allah Allah! Semahlarınız saf ola, günahlarınız af ola. Döndüğünüz semahlar Hakk için ola, seyir için olmaya. Semahı bize bağışlayan Muhammed Mustafa’nın ve ehli beytinin şefaatleri üzerinizde hazır ve nazır ola, yardımcınız on iki imamlar ola.

Döndüğünüz semahlar, kırklar semahı
Ünlü mutasavvıflardan biri olan, Ebu’lVefâ elBâğdâdî, cem sırasında dönülen semahı ateşe, semah yapanların gönüllerini de oduna benzetmiştir.Temiz ve olgun olan gönlün kokusunun da güzel olacağını belirtmiştir. Bu zata göre gül gibi güzel kokusu olan ağaçlar ateşe atıldıklarında çevrelerine güzel kokular saçarlar. Tıpkı bu örnekte olduğu gibi ruhu olgunlaşmış kişilerin, semah sırasında yaptıkları dairesel hareketler de onların kalplerine cila verip aşk ve şevklerini artırır. AlevilikBektaşilikte semaha önem verilir.

3.3.5.2. Musahiplik (Yol Kardeşliği)
AlevilikBektaşilikte, evli olan iki kişinin, aileleriyle birlikte dede huzurunda kurban keserek hayat boyu yol kardeşi olmaya söz vermesine “musahiplik” denmektedir. Musahiplik (yol kardeşliği) uygulamasının kökeni İslam’ın ilk yıllarına kadar dayandırılır. Hicret’in beşinci ayında Hz. Peygamber Mekkelilerle Medinelileri kardeş yaptığı sırada kendisi de Hz. Ali’yi kardeş olarak seçmiştir. Bu nedenle musahiplik, AlevilikBektaşilikte MuhammedAli yoluna girmenin temel şartı kabul edilmiştir.


Henüz daha İslam’ın ilk dönemlerinde, Medine’de yaşayan Müslümanlar nasıl evlerini, işlerini, bağ ve bahçelerini Mekke’den hicret eden Müslümanlarla paylaştılarsa musahipler de varlıklarını yol kardeşleriyle paylaşırlar. Şayet musahipler birbirlerinden kazançlarını esirgeseler ve acılarını paylaşmasalar inançlarına aykırı davranmış olurlar.


Kişi, ailevi durum, yaş, bilgi ve ahlak yönünden kendisine uygun olan ve bir hayat boyu geçinebileceği kimseyi kendisine musahip olarak seçmeye özen gösterir. Pir, musahip olan kişilere şöyle öğüt verir: “Evlatlarım! Siz musahip oldunuz. Başta musahip musahibinden malını esirgemeyecek. Aranızda tartışma çıksa Allah korusun temmuz sıcağında bir tülbent kuruyuncaya dek dargın dursanız derdinize derman bulunmaz. Yalan söylememek, haram yememek, zina yapmamak, dedikodu etmemek, elinle koymadığını almamak, gözünle görmediğini gördüm dememek, kimseyi incitmemek gerek. Nefsinize uymayın, yolunuzdan azmayın. Çiğ (haram) lokma yemeyin, Malı mala, canı cana katın. Hâlinize hâldaş, yolunuza yoldaş olun. Evlatlarım! Bu yol demirden leblebi, ateşten gömlektir. Hakk cesedinize can, gönlünüze iman verdi. Hakk size irfan yoluna girmeyi nasip eyledi. Hakk yoluna iman edip ikrar verdiniz. Bu ikrarınıza sadık kalacaksınız; Allah’ın birliğine, Hz. Muhammed’in peygamberliğine, İmam Ali’nin velayetine, ehli beytin soyu hürmetine yer gök şahit olsun.”

AleviBektaşi kültüründe musahipliğin çok önemli bir yeri vardır. Çünkü musahiplik toplumun birlik ve bütünlüğü, insanların kardeşçe ve dayanışma içinde yaşamasına katkı sağlayan dinî bir uygulama olarak kabul edilir.

Yol kardeşi olan kişiler birbirleriyle ilişkilerinde nelere özen göstermelidir? Düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız.

3.3.5.3. Dua ve Gülbenkler
İnsan, günlük hayatta maddi ve manevi pek çok sorunla karşılaşabilir. Böylesi durumlarda kişi, bir kurtarıcı ve çıkış yolu aramaya başlar. Aklına ilk gelen varlık ise Yüce Allah olur. Çünkü insanoğlunun sığınabilceği tek gerçek güç, evrenin yaratıcısı olan Yüce Allah’tır. Bu nedenle insan, duygularını, dileklerini Allah’a açar, dua eder. Bu dua ve yakarış, insana huzur verir, onu rahatlatır. Bütün bunlardan dolayı AlevilikBektaşilikte dua ve gülbenklerin önemli bir yeri vardır.


AleviBektaşi geleneğinde dua, “gülbenk” olarak isimlendirilir. Gülbenk kelimesi; gül sesi, bülbül şakıması gibi anlamlara gelmektedir. Gülbenklerde cümleler genellikle kısa ve ahenklidir. Gülbenk, Allah’a sığınma, yalvarma ve ondan af dilemedir. AleviBektaşi kültüründe kişi ve toplumu ilgilindiren, dinî ve ahlaki hemen her konuda gülbenkler bulunmaktadır.


AlevilikBektaşilik kültüründe ibadet anlayışı genel olarak dua ve zikre dayalıdır. Bu kültüre mensup olan kimseler, bireysel olarak içlerinden geldiği gibi gülbenk okur, Allah’a dua ederler. Bu dua ve yalvarış, kul ile Allah arasındadır. Cemevlerinde ise genellikle dede ve babaların öncülüğünde dua edilir. Dede tarafından okunan gülbenke cemaat, “Allah, Allah!” ifadesiyle katılır. Bu ifade, “Allah’ım duamızı kabul et!” anlamına gelir.

NOT EDELİM
AleviBektaşi kültüründe örnek dualar şöyledir: “Bismi Şah, Allah Allah! Vakitler hayrola, hayırlar feth ola. Şerler def ola. Yüce Allah dildeki dileklerimize, gönüldeki muratlarımıza vasıl eyleye. Milletimizin, devletimizin varlığını, birliğini, dirliğini sonsuz eyleye. Yüce Allah dualarımızı dergahı izzetinde kabul eyleye...”


AleviBektaşi geleneğinde dede ve babalar, Kur’an ayetlerini okurken önce besmele çekerler. Gülbenk ve diğer dualara ise “Bismi Şah, Allah Allah!” diyerek başlamaya önem verirler. Bir dua ifadesi olan salavat da AleviBektaşi geleneğinde önemli bir yer tutar. Cem sırasında birçok kez salavat getirilir. Hz. Muhammed’e, Hz. Ali’ye ve ehli beyte dua edilir.

Günlük hayatta hangi durumlarda dua edersiniz? Arkadaşlarınızla konuşunuz. Sıkça ettiğiniz dualardan birini aşağıdaki satırlara yazınız.


3.3.5.4. Hızır Orucu
“Hızır gibi yetişmek” deyimini daha önce hiç duydunuz mu? Bu deyim hangi durumlarda ^ ve niçin kullanılmaktadır?


AlevilikBektaşilikte hızır orucuna önem verilir. Bu oruç, şubat ayının 13,14 ve 15. günlerinde tutulur. Hızır orucu AleviBektaşilerce şu olaya dayandırılır: Bir gün Hz. Haşan ve Hz. Hüseyin hastalanır. Hz. Fatma üzgün bir şekilde babası Hz. Muhammed’in yanına gider ve bu durumu ona anlatır. Allah Resulü, torunlarının şifa bulması için dua eder ve iyileşmeleri hâlinde üç gün oruç tutmalarını tavsiye eder. Hz. Ali, Hz. Fatma ve çocukların hizmetinde bulunan Fıdda, Hz. Haşan ve Hz. Hüseyin iyileştiğinde adak oruçlarını tutmaya başlarlar.


Hz. Fatma, Hz. Ali ve çocukların hizmetinde bulunan Fıdda, oruçlu oldukları ilk günün akşamı oruçlarını açmak üzere sofraya otururlar. Tam oruç açacakları sırada fakir biri gelerek onlardan yiyecek ister. Yiyeceklerini bu fakire verirler. İkinci günü yetime, üçüncü günü de yiyeceklerini kapılarına gelen esire vererek üç gün su ve tuzla oruçlarını açarlar. Üçüncü günün sonunda Peygamber Efendimiz, Hazreti Ali’ye, “Orucunuz nasıl geçti ya Ali!?” diye sorar. Hz. Ali de ona, “Size malum ey Allah’ın elçisi.” der. O vakit Peygamberimiz, “Üç gün peş peşe kapınıza gelen kimse Hazreti Hızır idi. Yüce Allah, sizin sabrınızı sınamak üzere, Hızır’ı görevlendirmiştir.” buyurur.


Hz. Ali ve Hz. Fatma başta olmak üzere ehli beyt ailesinin tutmuş oldukları bu üç günlük oruç, onların yolundan gidenlere de örnek olmuştur. AleviBektaşiler ehli beyt, Hızır aşkı ve Allah rızası için bu üç günlük orucu tutarlar. Hızır orucunu tuttuktan sonra da cemevinde toplanır, tutulan oruçların, kesilen kurbanların kabulü için Allah’a dua eder, niyazda bulunurlar.


Kaynak: Tutku Yayınları