Resmi Adı : Azerbaycan Cumhuriyeti
Başkenti : Bakü
Nüfusu : 7.800.000
Yüzölçümü : 86.600 kilometrekare
Resmi Dili : Türkçe
Dini : İslam
Para Birimi : Manat
Kafkas Dağlarının Hazar Denizi’ne bakan güneydoğu eteklerinde kurulu olan ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin dağılmasıyla bağımsızlığını kazanan Türk ülkesi. Kuzeyinde Rusya Federasyonu, batısında Ermenistan, kuzeybatısında Gürcistan, güneyinde İran ve doğusunda Hazar Denizi yer alır.
Azerbaycan, tarih sahnesinde M.Ö. 6′ıncı yüzyıldan itibaren yer almaya başladı. Jeopolitik durumu itibarıyla, sürekli istilalara uğramış ve çeşitli milletlerin hakimiyeti altında kalmıştır. Bu bölgede kurulan ilk devlet, Ahameni komutanı Sahrap Atropates’in temellerini attığı krallıktır. Atropates Krallığı’nın adı zamanla değişikliklere uğramış; Sasanilerce Azurbeycan, Seryanilerce Azerbaigan olarak isimlendirilmiştir. Türkler ve İranlılar ise bölgeye Azerbaycan adını vermiştir.
Atropates Krallığı’ndan sonra bölgeye, sırasıyla Selevkoslular, Ermeniler, Romalılar ve Sasaniler hakim olmuşlardır. Türklerin buraya esaslı yerleşmeleri M.S. 4 ve 5′inci asırlarda olmuştur.
Ardından Sasani Hükümdarı Nuşirevan bölgeye İranlıları yerleştirme politikasını takip etmiştir. 7′inci asırdan itibaren büyümeye başlayan Müslüman Arap Devleti, Azerbaycan’ı fethetmeye başladı. Bu fetih hareketi, 643′te bölgenin tamamen Arapların hakimiyetine girmesiyle tamamlandı. Daha sonra Abbasiler burayı Türk emirler vasıtasıyla idare ettiler.
Abbasi Devleti’nin yıkılmasıyla, bu topraklarda birtakım yerli hanedanlar tarafından beylikler kuruldu. 7′inci yüzyıldan itibaren Oğuz Türklerine mensup akıncılar Azerbaycan’a girdiler. Fakat burada kesin bir hakimiyet tesis edemediler. 1015-1016′dan sonra buraya Oğuz boyları yerleşmeye başladı. 1043 senesinde Tuğrul Bey, amcasını ve amca oğlunu burayı fethe gönderdiyse de, Bizanslılarla uzun süren çarpışmalardan bir sonuç alamadı. Azerbaycan’ın kesin olarak Selçuklu hakimiyeti altına girmesi, Sultan Alparslan devrine rastlar. Melikşah dönemi ise, Azerbaycan’ın tamamen Türkleştiği dönem olmuştur.
Azerbaycan 12 ve 13′üncü yüzyıllar arasında Atabegler ve Harezmşahlar’ın hakimiyeti altına girdi. Daha sonra Moğollar 1320′de bölgeye girmeye başladı- Cengiz Han’ın buradaki hakimiyeti kısa sürdü. Onun ölümünden sonra Azerbaycan, Cuci milletinin istilasına uğradı. 1358′den itibaren Celayirli egemenliğine giren Azerbaycan, 1383′ten sonra, Timur’un öldüğü 1405 yılına kadar Timur Devleti’nin hakimiyetinde kaldı. Bu tarihten sonra bölgede Akkoyunlular ile Karakoyunlular devri başladı.
Azerbaycan tarihinde önemli yer tutan Safevi Devleti’nin temeli, Akkoyunlular döneminde yaşayan Şeyh Safiyüddin Erdebili tarafından atıldı. Sünni bir tarikat olan Safeviyye, Erdebili’nin torunu Hoca Ali zamanında Şiiliğe meyletti ve Şeyh Cüneyt zamanında da tamamen siyasi bir mahiyet kazandı. Safevi Hanedanı’nın siyasi kuruluşu ise; Şeh (Şah) İsmail’in 1502′de Nahcivan’da Akkoyunlu Ordusu’nu yenmesiyle başladı. Şah İsmail’in Türk unsuruna değer vermesi ve Türkmen boy ve aşiretlerine güvenmesi, kısa sürede güçlenmesini sağladı.
Bölgede Türk boyları arasında yaşanan siyasi iktidar mücadelesinin tipik örneklerinden olan Çaldıran Savaşı, 1514’1e Şah İsmail yönetimindeki Safeviler ile Yavuz Sultan Selim idaresindeki Osmanlılar arasında yaşandı. Yavuz Sultan Selim bu savaştan sonra Tebriz’i aldıysa da, şehir tekrar Safevilerin eline geçti. 1534′te Kanuni Sultan Süleyman, Tebriz’i geri aldı ve ertesi sene bütün Azerbaycan’ı fethetti. 1555′te çıkan karışıklık sonucu Azerbaycan yeniden Safevilere bağlandı. Sultan Üçüncü Murat devrinde tekrar Osmanlıların yönetimine geçti. Türk hanedanları arasındaki bu siyasi mücadeleler, bölgede 1732′de Afşar Hanedanı’nın kuruluşuna kadar sürdü.
Afşarlı (Avşarlı) Türkmenlerinin Kırklu oymağına mensup olan Nadir Şah Afşar, 1729′da Safevi tahtına ikinci Tahmasb’ı çıkardı. Daha sonra Tahmasb’ı tahttan uzaklaştıran Nadir Şah Afşar, 1732′de Afşar Hanedanı’nı kurdu. Osmanlı Devleti’nin Azerbaycan’ı kendi topraklarına katma siyaseti, Nadir Şah’ın başarılı yönetimi yüzünden sonuçsuz kaldı.
Azerbaycan yönetimi daha sonra 1779′dan itibaren, yine bir Türkmen boyu uran Kaçarların eline geçti. Kaçarlarla birlikte, Azerbaycan tarihinde önemli rol oynayan ‘Hanlıklar Dönemi’ başladı. Hanlıklar döneminde Kuzey Azerbaycan’da; Seki, Gence, Baku, Derbent, Küba, Nahcivan, Talış ve Revan(Erivan) hanlıkları, Güney Azerbaycan’da ise; Tebriz, Urumiye, Erdebil ve Hoy hanlıkları hüküm sürdü.
Kafkaslar’da yayılmaya çalışan Rusları durdurmak için Azerbaycan Hanlıkları birlikte hareket etmeyi denediler. Ancak 1801′de Gürcistan ve 1804′te Gence’yi ele geçiren Ruslar, bölgede giderek güçlendiler. Bu arada, 1812′deki Gürcistan Anlaşması ve 1828′deki Türkrnençay Anlaşması ile Azerbaycan ikiye bölünerek, kuzeyi Rusya’ya, güneyi de İran’a bırakıldı.
Rusya’daki Bolşevik Devrimi sonucu Çarlık Rusyasımn yıkılmasıyla, Azerbaycan Türkleri, Gürcüler ve Ermenilerle birlikte Transkafkasya Federal Cumhuriyeti’ni kurdular. Fakat birliğin ömrü kısa sürdü. 28 Mayıs 1918′de Mehmet Emin Resulzade önderliğinde, Gence başkent olmak üzere, Milli Azerbaycan Cumhuriyeti kuruldu.
Türkiye tarafından derhal tanınan bu Cumhuriyet, Kızılordu’nun 27 Nisan 1920′de Azerbaycan’ı işgaliyle ortadan kalktı. Bu tarihten itibaren Azerbaycan, Sovyet egemenliği altına girdi. Sovyet yönetimi, Kafkasya’daki Azerbaycan topraklarının bir kısmını Gürcistan ve Ermenistan’a vererek, 5 Aralık 1936′da bölgede Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan olarak, kendisine bağlı üç ayrı devlet kurdurdu. Ruslar, Türkiye ve Nahcivan ile Azerbaycan ve diğer Türk devletlerinin irtibatını kesmek amacıyla, Ermenistan’ı araya bir bıçak gibi soktular.
Bu tarihten itibaren, Azerbaycan’da komünist Sovyet yönetimine karşı çeşitli başkaldırı teşebbüsleri başladı. Sovyetler Birliği döneminde Azerbaycan’da yaşanan 56 isyan, komünist yönetim tarafından çok kanlı şekilde bastırıldı.
ŞEHİTLER HIYABANI(BAKÜ)
ŞEHİR İÇİNDEN GÖRÜNÜM
1985′ten itibaren SSCB’de başlayan Perestroika (Yeniden Yapılanma) ve Glastnost (Açıklık) politikalarına bağlı olarak Azerbaycan’da, otoriter sisteme muhalif kitleler, Halk Cephesi saflarında toplandılar. Böylece, Azerbaycan’da yeniden kendi kimliğine dönüş hareketi başladı. Azerbaycan 23 Eylül 1989′da. egemenlik kararı aldı.
Aynı zamanda, Sovyet yönetimi tarafından Ermenilere verilen Azerbaycan topraklarının geri alınması için de çabalar başladı. Bu sırada, Ermenistan ve Dağlık Karabağ’daki 200 bin Azerinin, 2 haftadan daha kısa bir süre içinde yurtlarından çıkarılması, Ermenistan ile Azerbaycan arasında gerginlik başlattı. Halk Cephesi’nin giderek büyümesi ve bağımsızlık taleplerinin yüksek sesle telaffuz edilmeye başlamasından rahatsız olan Moskova yönetimi, Bakü’de bazı Ermenilerin saldırıya uğramasını da bahane ederek, 19-21 Ocak 1990 tarihlerinde ağır silahlarla Bakü’ye saldırıp hunharca, canice ve şerefsiz bir şekilde çok sayıda Azeri Türkünü katletti.
Azerbaycan, 30 Eylül 1991 ‘de bağımsızlığını ilan etti. Aynı yıl yapılan seçimleri, Halk Cephesi ile diğer muhalif grupların oluşturduğu ‘Demokratik Blok’ kazandı. Bunun ardından, Aralık ayı başında yayımlanan devlet başkanlığı kararnamesi ile, ülke adındaki ‘Sovyet Sosyalist’ ibaresi çıkarılarak, ülkenin adı Azerbaycan Cumhuriyeti’ne dönüştürüldü ve 1918-1920′de kurulan Azerbaycan Cumhuriyeti’nin bayrağı, ülke bayrağı olarak kabul edildi.
KIZ KULESİ(BAKÜ)
MİNGEÇAYIR BARAJI HİD.ELK.SANTR
SSCB’ye bağlı cumhuriyetlerin bağımsızlık ilanları karşısında bir süre direnen Moskova yönetimi, Ağustos 1991′de Azerbaycan’ın yanı sıra Baltık ülkelerinden Letonya, Estonya ve Lilvanya’nın bağımsızlık kararına engel olamadı. Bunları, Orta Asya’daki Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Kazakistan ile Tacikistan’ın bağımsızlığı izledi.
7 Haziran 1992′de yapılan seçimde, Ebulfez Elçibey Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı’na seçildi. Ruslar, bağımsızlık sonrasında da Azerbaycan’ı rahat bırakmadı. Azerbaycan’a bağlı özerk bir bölge olan Dağlık Karabağ, Rusların da desteğiyle Ermeniler tarafından işgal edildi. Çok sayıda Rus ordusu mensubu subay ve askerin de Ermeniler safında yer aldığı ve 1995 yılına kadar devam eden Azeri-Ermeni savaşı, bu tarihte fiilen sona erdiyse de, Azerbaycan topraklarının önemli bîr bölümündeki Ermeni işgali devam etti. Ermeni işgalindeki Azerbaycan topraklarının toplam yüzölçümü 14 bin 176 kilometrekare.
Esasen, tarihi Azerbaycan topraklarının Güney Azerbaycan olarak adlandırılan büyük bölümü İran sınırları içerisinde yer almaktadır. Bugünkü Azerbaycan Cumhuriyeti, tarihi Azerbaycan’ın sadece Kafkaslardaki bölümünü sınırları içine almaktadır. Azerbaycan Cumhuriyeti’nin başkent Baku dışındaki önemli şehirleri Gence, Lenkeran, Sumgayl ve Mingeçayır’dır.
1995 yılı itibariyle Azerbaycan’da yaşayan nüfusun yüzde 90′ını azeriler, yüzde3.2 sini Dağıstanlılar, yüzde2.5 inin ruslar, yüzde 2.3′ünü Ermeniler ve kalanını da diğer çeşitli etnik unsurlar oluşturmaktadırlar.Ülkede büyük çoğunluğu oluşturan Müslümanların yüzde yetmiş kadarı Şii, diğerleri Sünnidir.Sovyet hakimiyeti döneminde kapatılan camiler, 1991 deki bağımsızlıktan sonra yeniden ve hızla ibadete açıldı.
Azerbaycan topraklarının yüzde 40′ından fazlası verimli ovalardan oluşmaktadır.Bu alanların yarıdan fazlasının deniz seviyesinden yüksekliği 400 ila 1500 metre arasında değişmektedir.Kuzeydeki Azerbaycan toprakları yüksekliği yer, yer 3000 metreyi aşan Kafkas dağlarıyla kaplıdır.Bu dağlar aynı zamanda ülkenin kuzey sınırlarını da teşkil eder.
Azerbaycan topraklarının en yüksek noktası 4480 metrelik Banardüz Tepesidir. Ülkenin güneybatı kesiminde de Küçük Kafkaslar yer alır.Hazar denizi’ne ulaşan Kızılören ve Kura ,Urmiye gölüne ulaşan Acıçay ve Cıgatu gibi nehirler, dağlık kütleleri derin vadilerde yararak, bölgeye çarpıcı bir görünüş kazandırmıştır.Dünyanın en büyük gölü olan Hazar denizi’nin önemli bir bölümü Azerbaycan’a sınır durumdadır.
Kuzeyindeki Kafkas Dağlarının sert rüzgarları kesmesi sebebiyle Azerbaycan ılık bir iklime sahiptir.Bu ılık iklim, ülkenin güney batısındaki Lenkeran bölgesine kadar devam eder.Güneyde ise sert yayla iklimi hakimdir.Topraklarının önemli bir bölümünde tarım yapılabilen Azerbaycan’ın ekonomisi, büyük ölçüde petrole dayanmaktadır. Ülkenin petrol üretiminin üçte ikisini gerçekleştirdiği ve petrolün ilk çıkarıldığı bölge olan Hazar Havzasındaki petrol rezervleri, dünyanın en önemli petrol sahaları arasında sayılmaktadır.
Petrolden sonra en önemli gelir kaynağı doğalgaz olan Azerbaycan sanayisinin önemli bölümünü enerji, imalat ve kimya sanayii oluşturmaktadır. Önemli sanayi tesisleri, Hazar Denizi sahilindeki Apşeron Yarımadası’nda toplanmıştır. Sumgayt şehri kimya ve demirçelik sanaiinin merkezi idi. Fakat 1991 sonrasında bu fabrikaların çok büyük bölümü işlemez duruma geldi. Tarıma dayalı sanayinin geliştiği Şirvan ise çok sayıda çırçır fabrikasıyla, ülke pamukçuluğunun merkezi durumundadır.
DEDE TORUN AZERİLER
300 YILLIK KERVANSARAY (ŞEKİ)
Dünyaca meşhur olan ve Rus havyarı olarak ün yapan mersin balığı havyarı, Astrahan’ın yanısıra Azerbaycan’da da üretilmekte ve üretimin büyük bölümü ihraç edilmektedir
BAKÜ:
Azerbaycan’ın başkenti Baku’nun nüfusu 1998 itibarıyla 2 milyonun üzerindedir. Apşeron Yarımadası’nın güney kıyısında, Baku Körfezi’nin meydana getirdiği geniş yayın üzerinde bulunan şehir, Hazar Denizi’nin en muhafazalı limanına sahiptir. Apşeron Yarımadası, kuzeyden esen güçlü rüzgarlara karşı körfezi korur.
Tarihi çok eskilere dayanan Baku, Şirvanşahlar zamanında 11′inci yüzyılda başkent oldu. Daha sonra Moğol işgalini yaşayan Baku, İranlılar ve Ruslar arasında sık sık el değiştirdi. Iran hükümdarı Nadir Şah’ın öldürülmesinden sonra, Mirza Muhammed tarafından şehrin doğusunda, 1749′da kurulan Baku Hanlığı, Mirza Muhammed’in 1768′deki ölümüne kadar bağımsızlığını korudu. Bu tarihten sonra Mirza Muhammed’in küçük yaştaki oğlu Mehmet’e geçen Hanlık, Mirza Muhammed’in kız kardeşi ve Kuban Hanı Feth Ali’nin eşi Tuti Bike tarafından yönetildi. Baku, 1796′da Ruslar tarafından işgal edildi. Mehmet’in oğlu Hüseyin Kulu Han önderliğinde 1806′da başlatılan ve 22 yıl süren bağımsızlık mücadelesi sonuçsuz kaldı ve şehir tamamen Rusların elinde kaldı. Baku, 1920′de de Azerbaycan’ın başkenti oldu.
Sovyetler döneminde Baku’nün önemi; büyük bir şehir olmasının yanında, petrol kuyularına sahip olmasından geliyordu. Bakü’de petrolün varlığı 8′inci yüzyıldan beri bilinmektedir. 15′inci yüzyılda ise sığ kuyulardan petrol çıkarılmaya başlandı. Romanya’daki Ploeşti yakınlarındaki ilk petrol çalışmalarından hemen sonra, Bakü’de de 1872′de modern tekniklerle petrol çıkarılmaya başlandı.
20′inci yüzyıl başlarında dünyanın en büyük petrol bölgelerinden biri haline gelen Baku, 1940′lı yıllara kadar Sovyetlerin en büyük petrol sahası oldu. Ancak günümüzde bölgedeki petrol rezervlerinin çoğu tükendi. Bugün, ancak çok derinlerde ve Hazar Denizi’nde yapılan petrol sondajları sonuç vermektedir.
ŞİRVANŞAH TÜRBESİ (BAKÜ)
ŞİRVANŞAH CAMİSİ(BAKÜ)
Baku, körfezin çevresinde kat kat yükselen bir şehir görünümündedir. ‘İçeri Şehir’ denilen eski Baku, tepede kurulu olup, geçmişte etrafı surlarla çevriliydi. Çoğu yıkılan bu surların bir bölümü ile M.Ö. 7-6′ıncı yüzyıllarda inşa edilip, 12′inci yüzyılda yeniden yapılan 27 metre yüksekliğindeki Kız Kulesi halen ayaktadır, içeri Şehir, labirenti andıran dar sokakları ve eski binaları ile ilginç bir görünüme sahiptir. Eski yapılardan, başta Sink Kale Camii ve minaresi, Şirvanşahlar Sarayı, Adalet Sarayı (Divan Han) ve Cuma Meşhed Minaresi olmak üzere bazı cami, saray ve türbeler önem taşır.
Hazar Denizi:
Avrupa ve Asya kıtaları arasında, dünyanın en büyük iç denizi olan Hazar Denizi, adını 6′ıncı yüzyıl sonundan 965 yılına kadar Kafkasya ve Volga bölgesine hakim olan Hazar Devleti’nden aldı. Tarihte Casprum ve Hyracnıum Mare olarak da adlandırılan Hazar Denizi’nin kuzey-güney istikametindeki uzunluğu bin 200, doğu-batı istikametindeki genişliği de 300 kilometredir.
Güney kıyılarının bir bölümü İran, geri kalan kısmı da Rusya Federasyonu, Türkmenistan, Kazakistan ve Azerbaycan sınırları içerisinde yer alan Hazar Denizi’nin açık denizlerle irtibatı, Volga nehri kanalıyla sağlanabilmektedir.
Hazar’da su seviyesi sürekli değişmektedir. 1930 ile 1957 seneleri arasında Hazar’daki su seviyesi, normalin 26 metre altına düştü. Bu azalmada, Hazar’a gelen suyun yüzde 80′ini taşıyan Volga Nehri sularının sulama ve endüstri amaçlı kullanımı büyük rol oynadı. Su seviyesinin düşmesi yüzünden Hazar’ın kapladığı alan, 53 bin 300 kilometre küçülerek 371 bin kilometreye indi.
Hazar Denizi, kıyısındaki Azerbaycan, Türkmenistan ve Rusya için son derece önemli bir petrol üretim merkezidir. Kuzey kesimleri sığ olan Hazar’ın bu bölgesinde mersin balığı yetişir. Dünyanın en meşhur havyarı da burada üretilir. Suyu tuzlu olan Hazar’daki tuz oranı binde 1.3′tür. Sudaki sülfat oranı yüksektir. Doğu kıyılarındaki geniş ve sığ olan bir bölgede sodyum sülfat yatakları bulunmaktadır. Kuzeydeki sığ kesim kış ayları boyunca donar. Bu yüzden, diğer zamanlarda sürekli ulaşım sağlanabilen bölgede, kışın ulaşım aksar.
Hazar Denizi’ndeki önemli limanların başında; Baku, Türkmenbaşı (Krasnovodsk) ve Volga deltasındaki Astrahan limanı gelir. Bu limanlar arasında demiryolu bağlantısı da vardır. İran kıyısındaki en önemli liman ise Benderşah’tır.
Hazar iklimi, bölgelere göre değişiklik göstermektedir. Kuzeyinde kara iklimi, güneyinde ise ılıman iklim hakimdir. Yazları ortalama sıcaklık 24-26 derece, kışları ise -10 ile +10 derece arasında değişir. Yıllık ortalama yağış ise 200 ile bin 700 mm arasındadır. Hazar Denizr’ne dökülen başlıca nehirler arasında; kuzeyde Volga, Ural ve Emba, doğuda Etrek, batıda Kuma, Terek, Sulak, Samur, Kura ve Astara, güneyde ise Kızılören Irmağı’nın G ı la n ve Sefidrüd kolları bulunmaktadır.
GENCE:
Azerbaycan’ın ikinci büyük kenti olan ve ülkenin batı kısmında, Ermenistan sınırında bulunan Gence, Kura Irmağı’nm sağ kollarından Gence-Çay’ın her iki sahilinde kurulu, deniz seviyesinden 445 metre yükseklikte bir şehirdir. Nüfusu 500 bin dolayında olan Gence, tarihte ‘Gence Hanlığı’ olarak bilinen Türk hanlığının da merkezi oldu.
Gence, Kafkasya’nın diğer bölgeleri gibi, tarih boyunca sık sık el değiştirdi. Ancak, daha Araplar bu bölgeye gelmeden çok önceleri, göçebe Türklerin buradaki yaylalarda ve kışlaklarda yaşadığı bilinmektedir. Araplar döneminde de, buraya çok sayıda Hazar Türkü iskan edildi.
Selçuklu Sultanı Alparslan, Malazgirt Savaşı’ndan bir süre önce Gürcistan’ı fethettikten sonra Gence’ye yerleşmişti. Alparslan’ın oğlu Melikşah, Şaddat Oğullarını yönetimden uzaklaştırdıktan sonra, Gence’yi, oğlu Mehmet’e tımar olarak verdi.
1139(veya 1140)’ta meydana gelen büyük depremde yerle bir olan Gence’de 230 binden fazla insan öldü. Ancak şehir, Azerbaycan ve Arran Emiri Kara Sungur tarafından 1141 ‘de bütün ihtişamıyla yeniden inşa edildi.
İlerleyen dönemlerde şehir, Selçuklu, Harezmşah, ilhanlı, Timur ve Osmanlı hakimiyetine geçti. Osmanlılar, 1593′te Gence’yi Anadolu Eyaletine bağlı, 7 livadan oluşan bir vilayet haline getirdiler. Ancak Gence, 1606′da Iran Şahı Birinci Abbas tarafından zapt ve tahrip edildi. Şehir, daha yukarıya yeniden kuruldu.
1723′te Osmanlılar, Karabağ ile birlikte Gence’yi tekrar ele geçirdi.1735′te Nadir Şah’ın Kafkasya’daki fetihleri sırasında yeniden İran hakimiyetine giren Gence, Nadir Şah’ın 1747′de ölmesinin ardından, diğer Azerbaycan hanlıklarıyla birlikte bağımsızlığını ilan etti. Zjyadoğulları Hanedanını kuran Kalaç Türklerinden Şahverdi Han, Gence’nin ilk hanı oldu. Şahverdi Han’dan sonra 1761′de Gence Hanlığı’nın idaresine gelen Mehmet Hasan Han, 1786′ya kadar hanlığı yönetti.
ŞAH ABBAS CAMİ (GENCE)
KAZAKLAR CAMİSİ VE AZERİLER
1786′da Gence Hanı olan Cevat Han’ın dönemi 1804′e kadar sürdü. Bu dönemde Gence, 1781-1783 yılları arasında Karabağ hanlarının eline geçtiyse de, Gence Hanlığı tarafından geri alındı.
19′uncu yüzyıl başlarında Gürcistan’ı işgal eden Ruslar, Gence ile birlikte bütün bağımsız Azerbaycan hanlıkları için bir tehdit haline geldi. Ancak hanlıklar, o sırada Dağıstan ve Kuzey Kafkasya’da bulunan hanlıklarla savaş halinde olan Ruslara karşı birleşmeyi başaramadı. Azerbaycan’daki coğrafi durum Rusya’nın Dağıstan ve Kuzey Kafkasya’daki hanlıkları ele geçirmesini güçleştiriyordu. Kafkasya’daki Rus ordusu komutanı Sisyanov, 1803′te Tiflis’ten hareket ederek Gence’yi kuşattı. Gence Hanı Cevat Han Ruslarla yaptığı mücadelede yenildi ve hayatını kaybetti. Cevat Han’ın oğlu Hüseyin Han da, babasıyla aynı gün Rusların top ateşi sırasında öldürüldü. Han ve oğlunun öldürülmesinden sonra iki koldan Gence’ye giren Ruslar, halkı katlederek şehri yağmaladı. Böylece Gence Hanlığı’nı ortadan kaldıran Ruslar, 1804′te de şehrin adını Çariçelerinin onuruna, Elizabetipol olarak değiştirdiler.
Cevat Han’ın diğer oğlu Uğurlu Han, 22 yıl sonra 1826′da, Gence’yi Ruslardan geri alarak, Hanlığı tekrar kurdu. Ancak 2 yıl sonra Ruslar kenti ve bölgeyi yeniden işgal ederek, Gence Hanlığı’nı tamamen ortadan kaldırdı. Gence, 1828′dekiTürkmençay Anlaşması ile Rusya’ya ilhak edildi. Sovyetler Birliği’nin kurulmasından sonra da, komünist yönetim Gence’nin adını Kirovabad olarak değiştirdiyse de, Gence adı yaygın olarak kullanıldı.
Bu arada, 28 Mayıs 1918′de Milli Azerbaycan Cumhuriyeti ilan edildiğinde, ilk başkenti Gence oldu. Bu sırada Bolşeviklerin kontrolünde olan Baku, Osmanlı’nın da yardımıyla ele geçirilince, başkent de Bakü’ye taşındı.
Sumgayt:
Azerbaycan’ın, Apşeron Yarımadası’nın kuzeyinde bulunan, en önemli şehirlerinden biridir.
Sumgayt, aynı adı taşıyan ırmağın Hazar Denizi’ne döküldüğü noktada yer alır. 1944′te Baku’nün bir banliyösü ve sanayi bölgesi olarak kurulan Sumgayt 1949′da şehir statüsü kazandı.
Apşeron’dan gelen petrol ve Karadağ’dan borularla taşınan doğalgaz, şehrin önemli bir kimya ve metalürji sanayii merkezi olarak gelişmesini sağladı.
Petro-kimya endüstrisinin yanı sıra Sumgayt’te çok sayıda alüminyum, çelik, petrol sanayii için çelik borular, sentetik kauçuk, gübre, deterjan ve petrokimya ürünleri üreten fabrikalar kuruldu.Bu tesisler, Sumgayt’İ kısa zaman içinde Azerbaycan’ın çok önemli sanayi merkezi haline getirdi. Şehir Hazar Denizi kıyısında olduğu İçin, yapılan büyük çaplı üretim kolay yoldan nakledilebiliyordu.
Fakat 1991′de Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla, hemen bütün şehirlerde olduğu gibi Sumgayt’teki sanayi tesisleri de işlemez hale geldi.
ŞEHİRDEN BİR GÖRÜNÜM
Bunda, endüstri kuruluşlarının yönetim ve teknik kadrolarına yerleştirilen Rusların, bağımsızlık sonrası Azerbaycan’ı terk etmesi ve tesisleri işletecek kalifiye eleman sıkıntısı yaşanmasının da rol oynadığı belirtiliyor.Başkent Bakü’ye 35 kilometre uzaklıkta bulunan Sumgayt’in nüfusu, 1999 itibarıyla 300 bin dolayında.
Nahcivan Özerk Cumhuriyeti:
Türkiye’nin doğusunda, Ermenistan ile İran toprakları arasında uzanan, Azerbaycan Cumhuriyeti’ne bağlı özerk bir Türk cumhuriyeti. Şehir olarak tarihi fazla bilinmeyen Nahcivan, Halife Osman zamanında Habib bin Mesleme tarafından fethedilerek, Muaviye zamanında, Aziz bin Hatim tarafından yeniden inşa edildi. Şehir 705′ten itibaren İslami kimliğe bürünmeye başladı.
1136′ya kadar bölgede hakimiyet kuran küçük devletçikler arasında el değiştiren ve bu sırada, bir süre Selçuklu yönetiminde kalan Nahcivan, 1136-1225 yıllan arasında, Azerbaycan’ın İldenizli Atabeyler Hanedanı’na bağlı kaldı. Bu tarihten sonraki Moğol istilası sırasında, şehir büyük tahribat gördü.
1554′te Kanuni Sultan Süleyman’ın Nahcivan Seferi sırasında da büyük hasar gören kent, 1577′de İran’la yapılan Çıldır Savaşı’nın ardından tamamen Osmanlı yönetimine geçti. 1603′te Iran Safevileriyle yapılan savaşta Tebriz ve civarını kaybeden Osmanlı kuvvetleri, Nahcivan Kalesi’ni de boşaltarak Revan (Erivan)’a çekildi. Nahcivan, bu savaş sırasında da büyük zarar gördü. Bu tarihten sonra İran hakimiyetindeki Azerbaycan’a tabi olan Nahcivan, hanlıklar eliyle yönetildi.
Evliya Çelebi, 17′inci yüzyılın ikinci yarısında Nahcivan’da, toprak örtülü 10 bin 200 ev, 70 cami, 20 han, 7 hamam ve bin kadar dükkan olduğunu kaydeder.
İranlılar, Revan (Erivan)’la birlikte Nahcivanı’ da 1828′de Ruslara bıraktı. Bu tarihten sonra, şehir yeniden inşa edildi. Rus hakimiyetinden önceki son Nahcivan yöneticisi Kerim Han Kengerii idi. Ruslar, bölgenin idaresi için İhsan Han ve Şeyh Ali Bey’i tayin ettiler.
MÜMİNE HATUN TÜRBESİ(NAHCİVAN)
AZERİ KAHRAMAN BEBEK’İN HEYKELİ
Rus işgalinden sonra 1834′te Nahcivan Hanlığı dahilindeki şehir ve 178 köydeki nüfus 30 bin 323′tü. Bunun 11 bin 341 ‘i Ordubat ile 52 köyüne aitti. 1896′da kentin 7 bin 433 olan nüfusunun 4 bin 512′si Müslüman, 2 bin 345′i de Ermeniydi. Bu dönemde şehir çevresinin nüfusu da 121 bin 365′ti. 1917′deki Komünist Devrim’den sonra, 1924′te Nahcivan arazisinin büyük kısmı muhtar bir cumhuriyet haline getirildi. 1926′da şehir nüfusu 12 bin 611, çevresinin nüfusu 92 bin 345′ti. 1952 tarihli Rus kaynaklarında, Nahcivan Özerk Cumhuriyetinin nüfusu 160 bin olarak geçmektedir.
Yüzölçümü 5 bin 500 kilometrekare ve nüfusu 300 binin üzerinde olan Nahcivan’da, bu nüfusun yüzde 95′ten fazlasını Azeri Türkleri, geri kalan kısmını da muhtelif etnik unsurlar oluşturmaktadır. Sovyetler Birliği’nden bağımsızlık ilanı sonrasında, Rusya tarafından desteklenen Ermenilerin Karabağ’a yönelik saldırılarından, Nahcivan’daki Türkler de büyük zarar gördü.
Karabağ Özerk Bölgesi:
Azerbaycan’da, Kura ve Araş Irmakları ile Gökçe (Sevan) Gölü arasındaki tarihi Arran’ın dağlık bölgesi ile bu bölgeye bağlı ovalardan meydana gelen özerk bir bölge.
Karabağ, volkanik dağlarla kaplı, 18 bin kilometrekare yüzölçümüne sahip, yüksek bir yayladır. Bölgedeki en yüksek zirveler; Murovdağ {3420 metre) ve Kamış(3740 metre)’tır. Araş Vadisi’ne inen Karabağ Sıradağları’nın orta kısmında Alakaya (2338 metre) ve Kırk-Kız(2863 metre) dağları yer alır. Sönmüş volkanların oluşturduğu Işıklı Dağ ve Kızıl Boğaz zirveleri 3 bin 500 metreye kadar çıkar. Deniz seviyesinden 2 bin metre yüksekliğe kadar ormanlık olan Karabağ’da, bu seviyeden sonra otlaklar başlar.
Hava sıcaklığının, en soğuk dönemlerde bile eksi 10 dereceden aşağı inmemesi, suların bolluğu ve toprakların verimliliği dolayısıyla Karabağ, insan yerleşimine oldukça müsait bir coğrafyadır. Bu bakımdan Karabağ, tarih boyunca kuzeyden ve güneyden gelen Türklere, uygun bir kışlak görevi yaptı. Karabağ, eskiden çeviklik ve güzellikleriyle ünlü, ufak yapılı atları ile de bilinirdi.
İslam hakimiyeti öncesinde ‘Arran’ adıyla anılan Karabağ, Müslüman Türklerin bölgeye hakim olmasından sonra bugünkü ismiyle anılır oldu. Esasen Türkler, bölgeye Arap hakimiyetinden daha önce, kuzeyden gelerek yerleşmişlerdi.
1064′te Gürcistan Seferi’nden dönen Sultan Alparslan, kışlak olarak Karabağ’ı seçti. Alparslan’ın oğlu Melikşah ise, 1076′da burasını baştan başa Türklerle iskan etti. Melikşah’ın ölümünden sonra, Sultan Berkyaruk’tan ikta olarak Gence’yi alan kardeşi Muhammed, kısa zamanda tüm Karabağ bölgesini ele geçirdi.
Ebul Gazi Bahadır Han’a göre; Karabağ, Oğuz’un üçüncü oğlu Yıldız Han’ın büyük oğlu olan Afşar’ın çocuklarından Cevanşir Türk kabilesinin Sarıçalı sülalesine ait, atadan kalma bir mülktü, iddiaya göre bunlar, Hülagu İle beraber Türkistan’dan Anadolu’ya göç etmiş ve daha sonra da Timur Han tarafından Karabağ’a nakledilmişlerdi. Bu Afşarlar, daha sonra Akkoyunlular döneminde, Güney Azerbaycan’ın merkezi ve batı bölgelerine toplu halde yerleşmişlerdi.
İlhanlılar Devleti’nin (1256-1336) yazlık yönetim merkezi Karabağ’da bulunuyordu, İlhanlı hükümdarları, kışları da çoğunlukla Karabağ’da kalıyorlardı. Bu dönemde, Moğollarla birlikte gelen Şaman Türkler, bölgeye yoğun şekilde yerleşti. Timur döneminde de bölgeye yoğun bir Türk İskanı yaşandı. Timur, 1400 ve 1402′deki Anadolu seferlerinden döndüğünde, Türkiye ve Suriye’den getirdiği 50 bin Türk ailenin bir kısmını Karabağ’a yerleştirdi. Eskiden beri mevcut olan ancak tıkanmış bulunan Beylakan şehrindeki kanal Timur tarafından, içinde bir kayık seyredebilecek genişlikte, yeniden kazdırıldı. Timur’un bağlı olduğu Türk boyuna izafeten Barlar Arkı diye anılan kanal, bugün Gavur Arkı olarak adlandırılıyor.
Karabağ’daki Türk nüfusu, bölgenin Safeviler elinde bulunduğu dönemde de arttı. Birinci Tahmasb, Anadolu’dan gelip, Şah İsmail maiyetinde Akkoyunlu’lar’a karşı savaşan Kaçar Hanedanının, Karabağ ve civarına beylerbeyi olarak atadı. Üçüncü Murat döneminde (1574-1595) Karabağ Osmanlı hakimiyetine geçti. Şirvan ve Baku’yü fetheden Osmanlı kuvvetleri, Ferhat ve Cafer paşaların komutasında, Karabağ’ı da ele geçirdi.
Birinci Petro döneminde Kafkasya’yı işgale girişen Ruslara karşı Osmanlı orduları harekete geçti. 1724′te Ruslarla yapılan anlaşma ile, Azerbaycan’ın diğer bölgeleriyle birlikte, Karabağ da Osmanlı Devleti’ne bırakıldı. Fakat bu uzun sürmedi. 1735′te Iran ile Rusya arasında yapılan Gence Anlaşmasıyla, bölge yeniden İran’a terk edildi. Nadir Şah, İran’a boyun eğmeyen Karabağ’daki Cevanşir aşiretini, İran’ın doğusundaki Horasan eyaletine sürdü. Ancak, Horasan’dan firar eden, aşiretin reisi Penan Ali Bey, Karabağ dağlarına çekilerek, İran’a karşı mücadele etti. Nadir Şah’ın ölümünden (1747) sonra Cevanşir Aşireti yeniden Karabağ’a döndü.
Bundan sonra Karabağ’da, muhtelif Türk aşiretleri hakimiyet tesis etti. 1801′den sonra Rusların nüfuz alanına giren bölge, 1813′te Iran ile Rusya arasında imzalanan Gülistan Anlaşmasıyla tamamen Ruslara bırakıldı. 1826′da Ruslara karşı bölgede başlayan ayaklanmayı fırsat bilen İran, harekete geçtiyse de yenilgiye uğradı. 1828′deki Türkmençay Anlaşması’yla Rusya, bölgeye tamamen egemen oldu.
Nüfusunun küçük bir bölümü Ermeni olan Karabağ’da, ’1905 ihtilali’ sırasında, Azeriler ile Ermeniler arasında kanlı çatışmalar yaşandı. 1917 Komünist Devrimi’nden sonra Karabağ’da hak iddia eden Ermenilerin bozduğu asayiş, 1918′de Osmanlı Ordusu tarafından düzeltildi. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bölgeye hakim olan İngilizler, nüfusunun çoğunluğu Azeri Türkü olan Karabağ’ı, Azeri toprağı olarak tescil etti.
1920′deki Rus saldırısına karşı direnemeyen Azerbaycan kuvvetleri, Karabağ yaylasını aşarak Türkiye’ye çekildiler. Bunu fırsat bilen Ruslar, Karabağ’ı Ermenistan’a hediye etti. Ancak 1921′de TBMM Hükümeti ile Rusya arasında yapılan anlaşmayla, Zengezur Ermenistan’a bırakılmak kaydıyla, Karabağ ve Nahcivan Azerbaycan’a iade edildi. 1923′te, Hankendi merkez olmak üzere, Karabağ’ın dağlık kesiminde, Azerbaycan idaresinde muhtar bir Ermeni vilayeti kuruldu. Dağlık Karabağ diye adlandırılan bu vilayet, Karabağ’ın dörtte birinden daha az olan 4 bin 200 kilometrekarelik bir alanı kapsıyordu.
Bölgede, özellikle Şuşa’da çoğunluğu oluşturan Türk nüfusu giderek azalırken, Ermeni nüfusu artış gösterdi. 1989 itibarıyla Karabağ’daki Ermenilerin nüfusu 145 bine ulaşırken, Azeri nüfusu 41 bin civarında kaldı.
Ermenistan, 1986′dan itibaren, Karabağ’ın kendisine bağlanması için bir dizi teşebbüs başlattı. Bu çerçevede gerilimi tırmandıran Ermeniler, 15 Ocak 1989′da SSCB Yüksek Sovyet Prezidyumu’nun, Karabağ Muhtar Bölgesi’nin Azerbaycan’dan alınarak merkezi idareye bağlanmasını öngören bir karar almasını sağladılar. Büyüyen gerilim sıcak çatışmaya dönüştü ve Kızılordu 19-20 Ocak 1990′da Bakü’ye saldırdı. Bu saldın sırasında yüzlerce Azeri hayatını kaybetti.
Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Kafkaslardaki devletlerin bağımsızlığını kazanmasının ardından, 1991′den itibaren Ermeniler, Karabağ’daki Azerbaycan topraklarına saldırarak, bölgenin tamamına yakınında fiili hakimiyet kurdular. Bu saldırılardan sonra başlayan Azeri-Ermeni savaşı sürerken, Azerbaycan Parlamentosu 1992′de aldığı bir kararla Karabağ’ın ‘Muhtar Bölge’ statüsüne son vererek, Azerbaycan’ın bir ili konumuna getirdi. Ancak Ermenilerin Karabağ’daki Rusya destekli fiili hakimiyetleri bu tarihten sonra da devam etti.

alıntıdır