Gelişimi farklı evrelere ayırarak incelemek, pratik nedenlerden dolayı gereklidir.

İnsanda doğum öncesi yaşam, "Prenatal Dönem" 40±2 hafta veya 9 ay 10 gün devam eder. Doğumdan sonraki evreye "Postratal Dönem" denir. Gelişim aşamalarının kolay anlaşılabilmesi için, bu iki dönem de bazı alt evrelere ayrılır.

Prenatal Dönem 28'er günlük 10 aya ayrılabilir. Bu 10 ay da üç ana bölümde incelenebilir.

Prenatal Dönem (Doğum Öncesi Dönem):

1- Ovum Evresi: Döllenme anında ikinci haftanın sonuna kadar.
2- Embriyo Evresi (Embriyon): Üçüncü haftadan sekizinci haftanın sonuna kadar.
3- Fetus Evresi: Üçüncü aydan doğuma kadar olan dönem.

Postnatal Devre (Doğum Sonrası Dönem):

1- Yeni Doğan Bebek (Neonate) : 0-4 hafta
2- Bebeklik: 4 hafta-2 yıl
3- İlk Çocukluk: 2-6 yıl
4- Son Çocukluk: 6-11 yıl (Kızlarda); 6-13 yıl (Erkeklerde).
5- Ergenlik: 11-20 yıl (Kızlarda); 13-20 yıl (Erkeklerde)

DOĞUM ÖNCESİ GELİŞİM

Tanımı ve Önemi

Gelişim çok boyutlu bir kavramdır. Dolayısıyla gelişim kavramının daha iyi anlaşılması için, alt kategorilere bölünmesi gerekir. Ancak bu kategorileme çabası, konunun çok yönlü ve karmaşık bir nitelik taşıması nedeniyle yapılması gereken teknik bir işlemdir. Genel olarak fiziksel, bilişsel ve psiko-sosyal olarak belirlenen gelişim alanları bir bütünün farklı görünümlerini oluşturmaktadır.

Yeni bir canlının yaşamı, döllenmiş yumurta ile başlar. Kadın üreme hücresi yumurta ile erkek üreme hücresi sperm birleşmesi olayına döllenme denir. Döllenme anında zigot oluşur ve yeni bir insanın ortaya çıkması için hazırlık başlar.

Normal zigotta 46 kromozom vardır. Bunlardan 23'ü kadından, 23'ü erkekten gelmekte olup, 22 çifti büyümeyle ilgili, diğer ikisi cinsiyet kromozomudur. Cinsiyet kromozomları kadınlarda (xx), erkeklerde (xy) şeklinde bulunmaktadır. Kromozomlar üzerinde bulunan ve organizmanın genetik yapı taşları olan genler, yeni canlının karakterini belirler.

Gelişim, çok yönlü karmaşık bir süreçtir. Bu sürecin sağlıklı olarak devam etmesini sağlamak için öncelikle gelişimin tüm yönlerinin betimlenmesi, tanınması gerekmektedir. Bu betimlemeyi ve incelemeyi kolaylaştırmak için psikologlar, gelişimi kendi içinde belli özellikler bakımından bütünlük taşıyan ve birbirleriyle de etkileşim halinde bulunan gelişim alanları ve dönemlerine ayırmışlardır. Bu gelişim alanları genel olarak fiziksel, bilişsel ve psiko-sosyal olmak üzere gruplanmaktadır. Gelişim dönemleri ise genelde ortak özellikleri kapsayan yaş aralıklarıyla ifade edilmiştir. Bu dönemler, doğum öncesi, bebeklik dönemi (0-2 yaş), çocukluk dönemi (2-6 yaş), okul dönemi (6-12 yaş) ve ergenlik dönemi (12-18 yaş) dır. Ergenlik sonrasında yetişkinlik ve yaşlılık yılları değişik psikologlar tarafından farklı şekillerde sınıflandırılmaktadır.

Bedensel gelişim, boy, ağırlık ve hacim artışı yanı sıra, vücudun sistemlerinin de kendilerinden beklenen fonksiyonları yerine getirecek duruma gelmelerini de kapsar. Devrimsel gelişim ise bireyin vücudunu kontrol altına almada gösterdiği becerinin artmasıdır. Diğer bir deyişle, devrimsel gelişim, zihin-kas koordinasyonuna dayalı davranışların gelişimidir. Devrimsel gelişim için duyu organları, kas ve sinir sistemleri koordineli olarak çalışmak durumundadır.
Canlının en küçük parçası hücredir. Yaşam cinsel birleşme sırasında, babadan gelen spermin annenin yumurtasını döllemesiyle başlar. Tek bir döllenmiş hücre olan zigot, anne ve babanın genetik özelliklerinin tümünü taşır. Ancak belli bir genetik özelliğin bebeğe aktarılması, anne-baba genlerinin karşılıklı etkileşimine bağlıdır. Genetik özelliklerin şifrelendiği taşıyıcılara kromozom denir. Kromozom hücre çekirdeğinde bulunur. Zigotta anne ve babadan gelen 2x22'şer çift kromozom her iki cinsiyette de aynıdır. Cinsiyeti belirleyen genetik yapı, erkek ve kadında da tek bir kromozomda bulunur. Ancak, yanlızca erkekte bulunan y kromozomunun, baskın gen olması durumunda bebeğin cinsiyeti erkek olur. Bir hücrenin her bölünüşünde, kromozom sayısı iki katına çıkar. Bölünmeden sonra oluşan iki yeni hücrenin, her birindeki kromozom sayısı, 2x 23'tür. Zigot yaşamının ilk dakikalarından itibaren mitosis adı verilen hücre bölünmesiyle çoğalmaya başlar. Döllenmeden sonra bir-iki haftalık döneme "dölüt" dönemi adı verilir. Bu dönemde, dölüt fallop borularından aşağıya inerek, uterusun (rahim) duvarına yapışır. Bundan sonra embriyo dönemi başlar. Embriyo devri üçüncü haftadan sekizinci haftaya kadar sürer. Üçüncü aydan itibaren embriyo dönemi biter yerini fetüs dönemi alır. Dördüncü ayda fetüs daha da bebek şeklini alır. Dört ve beşinci aylarda organizmanın temel vücut yapısı tamamlanır. Beşinci ayın sonunda fetüs artık insan organizmasının temel yapısını olduğu kadar bir çok davranış biçimini de kazanmıştır. Altı aylığa kadar solunum sistemi, özellikle burun delikleri ve akciğerler güçlenir ve koordineli hale gelir. Fetüsün beyninin 28-30. haftalarda ya da 7-8 aylarda çalışmaya başladığı iddia edilmektedir.

DOĞUM ÖNCESİ GELİŞİM DÖNEMLERİ

Döllenmeden doğuma kadar çeşitli evreler geçirilir. İlk olarak hücresel çoğalma, sonra kimyasal farklılaşma, doku ve organ oluşumu ve en son olarak da fonksiyon kazanma ve organizasyon olur. Döllenmeden doğum kadar anne rahminde geçen bu döneme doğum öncesi dönem, bu dönemdeki gelişmeye doğum öncesi gelişim denir. Gelişim döneminde geçirilen evreler; Zigot, Embriyon ve Fetüs dönemleridir.

1- Zigot (Döllenme ve Sonraki İki Hafta)

Zigot, döllenmeden hemen sonra bölünerek çoğalmaya başlar. Küçük hücrelere bölünerek döl yatağı yoluyla döl yatağına doğru ilerler. 12-16 hücre oluştuğunda döl yatağına ulaşır. Morula adı verilen bu hücre kitlesi birkaç gün dolaştıktan sonra uterus duvarına gömülür. (İmplantasyon)
Zigot devri, döllenme anından başlayarak 2 hafta devam eder. Zigot döl yatağına yerleştikten sonra üç ana kısım oluşur. Bunlar:

 Dış Tabaka (Ektoderm): Sinir sistemi, saç, tırnak, dişler, deri bezleri ve hücreleri gelişir.
 Orta Tabaka (Mezoderm): Kaslar, kemikler, dolaşım sistemi oluşur.
 İç Tabaka (Endoderm): Sindirim sistemi, ağız ve boğaz oluşur.

2- Embriyon Devri (Döllenmeden Sonraki İlk Devre):

Sınırı kesin olmamakla birlikte genellikle embriyonik dönem 8 hafta olup, bu dönemde döllenmiş yumurta hücresi çabucak bir organizma haline gelecek şekilde farklılaşır. Kulaklar, kol ve bacakların çıkacağı yerler belirginleşir. 6,5 haftada parmaklar, dudaklar, burun delikleri ve gözler belirmeye başlar. 7. haftada dil ve 20 adet süt dişinin yeri ve bütün iç organlar oluşur. Embriyon devresinin sonunda organizma bir insan olarak tanınabilir.

3- Fetüs Devri (İkinci Aydan Doğuma Kadar Olan Devre):

Sekizinci haftadan doğuma kadar geçen zamanda organizmaya fetüs adı verilir.
Üçüncü ve beşinci aylar arası fetüs süratli bir büyüme gösterir. Gebeliğin 20. haftasında şaçlar ve tırnaklar çıkmaya başlar. Ter bezleri gelişmiştir. Fetüs uyarıcılara 8 haftalıkken tepkide bulunabilir. Burun, dudak, yanaklar ve çene bu zamanda uyarıcıya karşı duyarlıdır. 16. haftada dış uyarıcılara duyarlı bölgeler artar ve bütün vücut duyarlı hale gelir. Fetüs dış uyarıcılara tepkide bulunurken kendi kendine hareketler de yapar. 4. aydan sonra anne, bebeğin kendi kendi yaptığı hareketlerin farkına varır.

Doğum öncesi gelişimin en büyük özelliği büyüme ve bazı organlarda görülen olgunlaşma hızlılığıdır. Fetüs 4 aylıkken nefes alıp verme, 5 aylıkken yürüme, 6 aylık boyunca emme hareketleri yapar. 28. haftada erken doğan fetüsün yaşama şansı yüksektir.

Doğuma kadar fetüsün bütün organları yaşaması için gerekli görevleri yapabilecek olgunluğa erişir.

Doğum öncesi gelişim dönemi, yaşam süresindeki en hızlı gelişim dönemidir. Fetüs doğduğunda boyu ortalama 48-53 cm., ağırlığı ise 2500-4300 gr arasındadır.

DOĞUM ÖNCESİ GELİŞİMLE İLGİLİ GEÇİCİ ORGANLAR


1-Plasenta

Fetüsün beslenmesi ve korunması için gerekli olan, anne ile fetüs arasındaki metabolik değişiklikleri yöneten önemli bir organdır. Fetüs için akciğer, beslenme, zararlı maddeleri boşaltım organı ve iç salgı bezi gibidir. En önemli görevi gaz alış-verişidir.

Plasentanın bir ucu döl yatağı kaslarına, bir ucu da göbek kordonuna bağlıdır. Plasenta, anneden aldığı oksijeni ve fetüs için gerekli olan diğer maddeleri (su, kalsiyum, demir, fosfor vb.) göbek kordonu aracılığıyla fetüse iletir.

Bazı maddeler içinse plasenta fetüse karşı bir baraj ödevini görür. (Toksik maddelere, annenin aldığı bazı ilaçlara karşı). Plasentanın bir görevi de hamileliğin devamını ve organizmanın doğuma hazırlığını sağlayan hormonları salgılamaktır.

2-Göbek Kordonu

Embriyon göbek kordonuyla plasentaya bağlıdır. Oksijen ve besinler göbek kordonu aracılığıyla embriyona gelir. Embriyon tarafından atılan kalıntıları da plasentaya getirir. Plasenta bunları annenin genel kan dolaşımına verir. Göbek kordonunun ortalama boyu 50 cm'dir. Fakat bazen 1-1,5 metreyi bulabilir. Çok uzun olması doğumda çocuğun boynuna dolanarak tehlikeli durumlar yaratabilir.

4- Korion

Fetüs'ün çevresi korion adı verilen bir zar ile kaplıdır. Fetüs korionun salgıladığı bir sıvı içinde yüzer. Gebeliğin 38. haftasına kadar bu sıvının miktarı artar. Bu sıvı fetüsün döl yatağına yapışmamasını, rahat hareket etmesini sağlar. Dışarıdan gelecek sarsıntılara karşı koruduğu gibi, anneyi de fetüsün ani hareketlerine karşı korur.


DOĞUM ÖNCESİ GELİŞİME ETKİ EDEN FAKTÖRLER

Fetüs'ün gelişimi çok çeşitli doğum öncesi faktörlere bağlıdır.

1-Doğum Öncesi Faktörler

a)Annenin Beslenmesi: Gebelikte yeterli ve dengeli beslenme, doğacak çocuk ve annenin sağlığı açısından en önemli faktörlerden biridir.

Fetüs'e gerekli olan kalsiyum ve demir depo edilmesi annenin bu öğelere olan gereksinmesini arttırmaktadır. Bu gereksinmeler karşılanamadığı zaman annede anemi, diş çürüklüğü gibi hastalıklar görülmektedir. Gebe kadında yetersiz ve dengesiz beslenme, kalsiyum ve protein eksiklikleri sonucu kemik ve kas yapısı bozukluklarına neden olabilmektedir.

b) Gebelikte Geçirilen Enfeksiyon Hastalıkları: Gebe annenin geçirmekte olduğu enfeksiyonun embriyon ya da Fetüs'ü olumsuz etkilemesi hastalığın şiddetine bağlı değildir. Bazı hastalıklar annede hafif geçtiği halde gelişmekte olan embriyon için çok zararlı olabilir. Bazıları da annede çok ağır seyrettiği halde fetüse çok küçük zararlara neden olur.

Gebeliğin ilk üç ayında annenin geçirdiği kızamıkçık, çocukta doğuştan kalp hastalığı, gözde katarakt, sağırlık, diş minesinde bozukluk, fiziksel gelişme ve zeka geriliği gibi hastalıklara neden olabilir. Çocuklar bazen doğarken kusurludur bazen de iki, dört ve daha ileri yaşlara kadar belirti vermeyebilir.

Gebeliğin ilk 8 haftasındaki enfeksiyonlar fetüs ölümlerine ve erken doğumlara da neden olabilmektedir.

Gebe kadınların canlı virüslerle aşılanmaları son derece zararlıdır. Çiçek aşısı yapılan gebelerde ölü doğum veya bebeklerde çeşitli organ, deri ve kemik lezyonlarına rastlanmaktadır.

c) Radyasyon: Fetüs üzerinde x ışınlarının etkileri olduğu eskiden beri bilinmektedir. Gebelikte anne karnının röntgen ve radyum ışınlarından etkilenmesinin bebeklerde körlük, mikrosefali, kafa kemikleri kusurları, yarık damak gibi kusurlara neden odluğu bilinmektedir. Gebelikte radyasyondan kaçınılmalıdır.
d) Kimyasal Etkenler: Antibiotiklerin hemen hepsi basit difüzyon (geçişme) yoluyla plasentadan fetüse geçerek anomalilere neden olabilmektedir.

Örneğin: Eritromisin adlı ilaç yeni doğanda karaciğer lezyonlarına, Streptomisina adlı ilaç yeni doğanlarda böbrek bozukluklarına neden olmaktadır. Penisilin gebeliğin her devresinde kullanılabilecek, fetüs ve yeni doğan için zararlı olmayan bir antibiotiktir.

e) Hormonlar: Kadında hormonal yetersizlik gebelik olasılığını ortadan kaldırabilir. Fakat gebelik ve hormonal yetersizlik birlikte bulunduğu zaman fetüsün, gelişimi etkilenir. Böbrek üstü korteks hormonlarında yetersizlik olan gebelerde bulantı ve kusma çok şiddetli seyreder, düşükler olabilir.

Tiroid hormonu yetersizliğinde, fetüste gelişme anormallikleri görülür. Şeker hastalığında insülin hormonu yetersizdir. Şeker hastası annelerin normalden çok büyük çocuk doğurdukları ve ölü doğum yaptıkları bilinmektedir.

2- Kromozom ve Genetiğe Bağlı Etmenler

Hücre çekirdeğinde kromozomların yapısında Gen adı verilen (DNA) ve kalıtsal özellikleri taşıyan oluşumlar vardır. Anne ve babadan geçen özellikleri genler taşır.

Kadın üreme hücresi yumurta ile erkek üreme hücresi spermin birleşmesi sonucu oluşan normal bir zigotta 46 kromozom vardır.

Somatik (büyümeyle ilgili olan) kromozomlarda fazla bir kromozomun olması Trisomi adı verilen Down Sendromu nedenidir ve diğerlerine göre sık görülen bir anomalidir.

Trisominin bir başka şekli de çocuklarda doğumsal kalp hastalıklarına ve zeka geriliğine neden olmaktadır. Cinsiyet kromozomu anomalileri, kromozomların hücre bölünmesi sırasında hatalı dağılımları sonucunda oluşmaktadır.

Kimi riskler gebelik öncesi dönemde genetik danışma ve aile planlaması danışmanlık hizmetleri ile saptanıp önlenebilmektedir.

34 yaşından büyük gebeliklerde, akraba evlilikleri, önceden ailede anomalili bebek doğumu olması durumlarında gebeliğin 8-10'uncu haftalarında plasentadan alınan Korion'a ait doku incelemesi (korion villus biopsisi) ile ya da 15-19'uncu haftalarda amnion sıvısından alınan hücrelerin incelenmesi (Amniosentez) ile olası doğumsal kas bozuklukları, böbrek kistleri gibi kalıtsal hastalıkların ve Down Sendromu gibi kromozom anomalilerinin doğum öncesi (prenetal) tanısı yapılabilmektedir. Bu incelemeler ülkemizde Üniversite Hastaneleri bünyesindeki sayılı merkezlerde yapılabilmektedir.

3- Kan Uyuşmazlığı

Kan grupları 1900 yılında Dr. Karl Landsteiner tarafından bulunmuştur. İnsanların %85'inin eritrositlerinde iki tür antijen vardır. Bunlar A, B grubu ya da AB grubu adını almakta, eritrositler hiç antijen içermiyorsa 0 (sıfır) grubu adını almaktadır. Bunların dışında eritrositlerde başka bir antijen daha bulunmuştur. Bu antijen ilk defe "Rhesus" maymunlarında bulunduğu için ilk iki harfi alınarak "Rh" faktörü denilmiştir. Rh faktörü bulunan insan kanına "Rh pozitif" bulunmayana "Rh negatif" denilmiştir.

Annenin kan grubu Rh (-) ve babaın kan grubu Rh (+) ise eğer fetüste Rh (+) olursa anne kanında fetüs eritrositlerine karşı antikorlar oluşur. Bu antikorların çocuğun dolaşım sistemine geçmesi çocuğun eritrositlerinin yıkımı sonucu fetüsün anne karnında ölümüyle sonuçlanabilir. Genellikle 2. gebelikte ortaya çıkmaktadır. Bu antikorları önlemek amacıyla anneye Rho GAM adı verilen koruyucu iğne yapılmaktadır.

ABO Uyuşmazlığı:

Anne ve bebek arasında ABO uyuşmazlığı genellikle belirti vermemekle birlikte, doğum sonrası bebekte sarılığa neden olabilmektedir. ABO uyuşmazlığında koruyucu bir önlem yoktur.

Aşağıda belirtilen durumlarda görülür.

Anne Çocuk
O A veya B
A B veya AB
B A veya AB
AB Uyuşmazlık yok
Fetüs'ü etkileyen önemli faktörlerden biri de annenin yaşı ve gebelik sayısıdır. 20 yaşın altında ve 35 yaşın üzerindeki gebeliklerde düşüklere, doğum öncesi fetüs ölümlerine ve doğuştan sakatlıklara rastlanmaktadır.



Anne ve baba eğitim durumları, ailenin sosyo-ekonomik düzeyi, planlanmamış çocuk, annenin gebelikte geçirdiği fiziksel ve ruhsal travmalar, düşüklere, prematüre doğumlara, ölü doğumlara neden olabilmektedir.