Verimli Çukurova Ovası’ndan gelen ürünlerin dünyaya açıldığı kapı olan Mersin, Türkiye’nin en büyük limanlarından birine sahip. Sahil boyunca uzanan birbirinden güzel parklar, geniş bulvarlar ve Akdeniz’in sıcaklığı Mersin’in akla ilk getirdiklerinden, İ.Ö 6300’lere uzanan Yümüktepe ise şehrin zengin tarihi geçmişinden güzel bir yansıma. Adana’ya 67, Tarsus’a 29 km. mesafedeki Mersin her sene uluslararası bir müzik festivaline ev sahipliği yapıyor.

6’ncısı düzenlenen ve dün başlayan Mersin Uluslararası Müzik Festivali için bu yıl birbirinden ilginç tarihi mekanlar seçildi. Sanatseverler Kanlıdivane, St. Paul Müzesi ve Uzuncaburç gibi tarihi mekanlarda müzikle buluşacak. Mersin yakınındaki tarihi mekanlarla her yıl çok sayıda turist çekiyor. Festival zamanı giderseniz bir taşla iki kuş vurup, bu yerlerdeki etkinliklere katılabilir, hem de taşların size fısıldadığı hikayeleri dinleyebilirsiniz.

Klasik müzikten baleye birçok etkinliğin yer alacağı ve dün müzik dünyasının yeni yıldızlarından mezzo-soprano Elina Garança ve Şef Karel Mark Chichon yönetimindeki Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın konseriyle açılan Mersin Uluslararası Müzik Festivali, yarın dünyanın önemli bale topluluklarından Portekiz Ulusal Balesi’ni (Compania National Bailado) ağırlıyor. Gösteri Mersin Kültür Merkezi’nde. 1977 yılında kurulan ve bugüne kadar dünyanın pek çok ülkesinde turneye çıkan grubun sanat yönetmenliğini koreograf Mehmet Balkan yürütüyor.

Festival 23 Mayıs’ta dünyaca ünlü keman virtüözü ve devlet sanatçısı Ayla Erduran ve yine dünyaca ünlü piyanistimiz, devlet sanatçısı Ayşegül Sarıca’nın keman-piyano resitaliyle devam edecek. Mersin, 28 Mayıs’ta da Grammy ödüllü caz sanatçısı Tania Maria’nın konserine ev sahipliği yapacak. Caz, pop, blues gibi türlerin usta yorumcusu kabul edilen ve Brezilya ritimlerini caz melodileriyle buluşturan sanatçı, karmaşık ezgileri büyüleyici biçimde ortaya koyuyor. "Tania Maria ile Caz Akşamı" konseri, Mersin Büyükşehir Belediyesi Atatürk Parkı Açıkhava Tiyatrosu’nda.

MÜZEDE ARP-FLÜT KONSERİ

Festivalin bir başka önemli etkinliği ise tarihi Tarsus St. Paul Müzesi’nde gerçekleşecek arp flüt resitali; 30 Mayıs’ta Viyana Filarmoni Orkestrası solistlerinden Xavier De Maistre (arp), ve Wolfgang Schulz (flüt) parmakların ve nefesin yeteneğini, festivalin kapanış gecesinde, bu tarihi atmosferde sergileyecek.

Mersin Festivali, antik çağda önemli bir merkez olan Kilikya bölgesinin çeşitli mekanlarında etkinlikler gerçekleştirerek tarihi ve müziği buluşturmaya özen gösteriyor. Konser ve gösteriler MÖ 3000’li yıllara dayanan bir geçmişe sahip ve birçok uygarlığın geçiş noktası olmuş, büyük bir çukur etrafına kurulu Kanlıdivane ile Helenistik dönemin en önemli hanedanlığı olan Olba hanedanlığının yerleşim yeri Uzuncaburç’un büyülü atmosferinde de yankılanacak.

Festival için kente gitmişken, etrafı gezmenizi de öneririz; Mersin yakınında çok önemli tarihi yerler bulunuyor. Yapılacak günlük turlarla bu zengin tarihe şahitlik etmek mümkün. Akdeniz boyunca yer alan yerleşimler gerçekten görülmeye değer. Gözünüzü tek rahatsız eden, sahili beton bir perde gibi örten yazlık siteler olacak, görmemeye çalışın.

Geçmişte, Antalya’nın doğusuna "her milletten insan yaşayan yer" anlamına gelen Pamfilya demişler. Akdeniz’in ülkemizdeki en doğu bölümleri de Kilikya olarak adlandırılmış. Kanlıdivane Kilikya’nın en ilginç yerleşim birimlerinden. Tarihte Kanytelis ve Neapolis olarak geçmiş. Türkçe adı ise vaktinde vahşi hayvanlara suçluların yem olarak atıldıkları büyük çukurdan geliyor. Bugün daha ziyade Roma ve Bizans binalarının bulunduğu şehrin girişinde baş tanrı Zeus’a adanmış bir kontrol kulesi var.

CENNETE İNMEK KOLAY ÇIKMAK CEHENNEM AZABI

Mezitli yakınlarındaki Viranşehir geçmişte Soli ve Pompeipolis olarak adlandırılmış. Mersinlilerin tatil için rağbet ettiği ve çok sayıda pansiyonun bulunduğu bu bölgedeki şehir Kilikya’nın en eskilerinden. Şehirden denize uzanan 450 metrelik yoldaki sütunlar ve başlıkları çok etkileyici.

Uzuncaburç yörüklerin hayvanlarını otlattığı, denizden yaklaşık 1000 metre yüksekte bulunan ilginç bir yerleşim. Kenger kahvesi, pekmezi, heybeleri ve meşe külü dedikleri sabunuyla bilinen Uzuncaburç, antik tiyatrosu, Sütunlu Caddesi ve Tyche Tapınağı ile ön plana çıkıyor.

Narlıkuyu’da Kızlar Hamamı diye geçen, MS 4. yüzyıldan kalma Roma mozaiklerinin olduğu bir yapı var. Mozaiktekiler ise güzelliği, zarafeti ve dostluğu sembolize eden Euphrosyne, Aglaia ve Thalia olarak bilinen meşhur "Üç Güzeller." Cennet ve Cehennem gene bu yakınlarda bulunan 200 ve 120 metre derinliğindeki çukurlar. Cennet’e inebilirsiniz ama çıkması tam bir cehennem azabı. Cehennem’i ise hiç denemeyin, ancak usta dağcılar inebiliyor. Zaten Cennet dururken, Cehennem’e ne gerek var!

BİRAZ DA TARSUS

Hz. İsa’nın on iki havarisi arasında yer alan ve en önemlilerinden olan Aziz Pavlus MS. 10-67 yılları arasında yaşamış. Tarsuslu Saul (Pavlus) olarak biliniyor. Başta Anadolu olmak üzere Akdeniz çanağında çok sayıda yolculuk yapmış ve bu yeni dini yaymaya çalışmış. Anadolu, Aziz Pavlus’a ve evrensel Hıristiyanlığa merkez olmuş. Aziz Pavlus’la beraber yeni bir dinin de temelleri atılmış. Mısır kraliçesi Kleopatra MÖ. 41 yılında Marcus Antonius ile Tarsus’ta buluşmuş. Kleopatra Kapısı gibi tarihi kalıntıların da olduğu Tarsus’ta, geçtiğimiz yıllarda restore edilen taş evlerin içindeki kafelerde oturup, Aziz Pavlus’un kuyusunun olduğu sokaklarda dolaşın, kilisenin etrafında gezinin, 1888 yılında Amerikalı misyonerlerin açtığı Tarsus Amerikan Koleji’nin (üstte) binalarına bakın, sonra da "Çanakkale Geçilmez’in" kahramanı, jilet olmaktan son anda kurtarılan Nusrat gemisinin olduğu parka gidin.