Çarşamba günü Ankara'da bir grup öğretim üyesi sessiz yürüyüş yaptı.
Ellerindeki pankartta "Öğrencime dokunma" yazıyordu.
ODTÜ'den, Gazi'den, Hacettepe'den, Ankara Üniversitesi'nden hocaların "Üniversitede sopa değil söz konuşsun" diye yürüyüşe geçmesi boşuna değil.
Sessiz heyetin İnsan Hakları Anıtı önünde söylediği gibi "üniversiteler sistematik olarak şiddet ortamına çekilmeye çalışılıyor."

* * *

Basın görmese de (ya da birbirinden bağımsız, sıradan olaylar gibi görse de) üniversite ciddi bir saldırı dalgasının hedefinde...
En son olay bile işin hangi boyuta geldiğini kanıtlamaya yeter:
Gazi Üniversitesi'nin sevilen hocası Prof. Dr. Kadir Cangızbay aldığı tehditler üzerine dersleri bıraktı. Sorulunca da "Korktuğum için bıraktım. Terör budur, yıldırma budur. Umarım artık peşimi bırakırlar" dedi.
Neydi Cangızbay'ın peşine düşmelerine neden olan şey:
Derste Mehmet Ağar'ın "ovada siyaset" önerisini destekleyen şeyler söylemişti. Bunun üzerine de üniversitedeki zorbaların hedefi haline gelmişti.
27 Kasım günü evden çıktığında aracının dört lastiğinin de patlatıldığını gördü. Araca bırakılan notta "Üniversite kaledir. Senin gibileri sokmayız. Sabrımızı zorlamayın" yazıyordu.
Üniversite, hocasını koruyamadı; zorbalığa boyun eğdi.

* * *

Malum, bu Gazi'deki ilk olay değil.
Geçen bahar da araştırma görevlisi Remzi Altunpolat, uzun saçlı ve küpeli olduğu için dövülmüştü.
Saldırganların sonraki hedefi Gazi'ye konuşmacı olarak giden arkadaşımız Metin Uca oldu.
Yine önlem alınmayınca saldırganlar hepten cesaretlendi. Geçen ayın başında 20 kişilik silahlı bir grup, sol görüşlü 4 öğrenciye saldırdı.
Bir öğrenciyi kurşunla yaralayan BBP'ye yakın Alperen Ocakları üyesi Tolunay Bostancı, kendisini yakalamaya gelen bir başkomiseri öldürdü.
Daha iki hafta önce Kurtuluş Parkı'na pusu kuran saldırganlar halı saha maçına giden öğrencilere satırlarla saldırdı. 4 öğrenci yaralandı.
Hemen ardından 8 Aralık'ta Cebeci kampusu karşısındaki kahvede yine silahlar konuştu.

* * *

Olaylar Ankara'yla sınırlı değil.
Trabzon'dan, İstanbul'dan, Tokat'tan, Edirne'den, Mersin'den, Samsun'dan da faşizan saldırganlık haberleri geliyor.
Kim bunları yapanlar?
Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kadri Yamaç'a göre, "kendini 'reis' olarak tanımlayan 50-60 öğrenci..."
Tehdit yüzünden ders vermeyi bırakan Prof. Cangızbay'a göre ise "Bahçeli'nin ülkücüleri sokaktan çekmeye çalışmasına isyan eden ülkücüler..."
Her kim olursa olsun, ısrarla göz yumulan bu "Reis'çilik oyunu"nun üniversiteleri o hep korkulan eski şiddet batağına çekmekte olduğu görülüyor.
Ülkenin tepesinde, kurumlar arasındaki gerginlik büyürken ve 2007 daha ciddi gerilimlere gebe gibi görünürken bunun üniversitelere yayılmasına izin vermek, sonuçlarını 1970'lerin sonunda gördüğümüz türde bir faciaya yol açabilir.
O yüzden herkes zorbalığa karşı üniversiteye sahip çıkmalıdır.
Eğitim-Sen'in geçen haftaki bildirisindeki ifadeyle "Ülkemizde ve üniversitelerimizde çete, satır, silah sesi istemiyoruz" diye haykırmalıyız.
Yarın çok geç olabilir.

Alıntı..