Şeytanın asıl hedefi kişinin imanıdır, önce onu çalmak ister. Kırk yıllık dost olsan, tabiri caizse “Ne olur imanıma dokunma” diye rica edip yalvarsan, kesinlikle merhamet etmez ve insanı imansız, Kur‘an'sız ahirete göndermek ister. Kendisi ebedi cehennemde kalacağı için senin cennete gitmene, orada zevk-ü sefa sürmene asla tahammül edemez. Bu melun nice alimlerin, abidlerin imansız olarak ahirete gitmelerine sebep olmuştur. Belam İbni Baura gibi İsmi Azamı bilen ve her duası müstecab olan bir insanı bile, nasıl isyana sürükleyip helak olmasına sebep olduğu da, pek çoğunuzca malumdur. Şimdi bunlara göre bizim etimiz ne, budumuz ne? Hâl böyleyken bu iman hırsızından korkmamak mümkün mü?

Halidi Bağdadi hazretleri, bir gün şeytanı görmüş ve ona sormuş
• Ey melun! Hz. Ademe niye secde etmedin? Şeytan demiş ki,
• Ey Halid! Allah aşkına söyler misin, hiç Hz. Allah'tan başkasına secde edilir mi?
Ne şeytanca cevap değil mi? Bu cevabı duyan da onun şirkten sakındığını zanneder. Tabi büyük Veli Halidi Bağdadi hazretleri ona cevaben demiş ki:
• Ey Melun! Sana, Hz. Ademe secde etme emrini veren kim di? Sen o emri kırdın.

Öyle ya Mevla nereye secde et derse oraya secde edeceksin, o zaman bu Hz. Allah'a yapılan bir secdedir. Mevla bizlere de: “Yüzünü (namazda) artık Mescidi haram tarafına çevir. (Ey Müslümanlar) Siz de nerede olursanız olun (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin.” (Bakara: 144) buyurdu, Rabbimizin bu emrine binaen Kabetullaha dönüyoruz. Peki biz oraya yönelip secde ettik diye Kabe'ye mi tapmış olduk? (Haşa). Hayır! Secdemiz sevgili Allah'ımızadır. Orası bizim için kıbledir. İşte Hz. Adem Aleyhisselam'da bir nevi kıblegâh idi ve yapılan secdeler Allah içindi. Ama şeytan kibirlendi ve bundan kaçındı. Böylece onun içinde gizli olan kibir imtihanla açığa çıkmış oldu.
Rivayet edilir ki; şeytan daha cennetten kovulmadan çok önceleri cennetin kapısında
“Biri lanetlenecek ve cennetten kovulacak” diye yazılmış, tabi bu yazıyı okuyan şeytan bu duruma öylesine kızmış ve öfkelenmiş ki: “Böyle bir yerde Allaha isyan edip, lanete müstehak olacak kimseyi bir bilsem, ona neler yapardım” diye adeta naralar atmış. Fakat bu lanetlenecek olan kimsenin kendisi olacağı hiç aklının ucundan bile geçmemiş tabi . Diğer yandan bütün melekler, “Bu lanete müstehak olan kimse ya biz olursak halimiz nice olur” korkusuyla yaprak gibi titremişler. Hatta Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail aleyhimüsselam gibi meleklerin en büyükleri bile korku içinde, Ona gelerek “Ne olur bize dua et de, cennetin kapısında yazılı olan o lanetli kişi biz olmayalım.” diye dua etmesi için ricada bulunmuşlar. Tabi o da, Onlar için dua etmiş, ama kendini çok büyük adam zannettiği için, kendine dua etmeye gerek bile duymamış. Ve işte o lanet dönüp dolaştı o meluna çattı.
Gerçekten de bu şeytan bizim için ne büyük ibret! Birinci kat semanın ve yerin mülkü kendisine verildi. Dünyada secde etmedik bir ağaç dibi, bir karış toprak bırakmadı. Bin sene yeryüzünde ibadet etti. Sonra birinci kat semaya yükseltildi. Orada da secde etmedik yer bırakmadı. Nihayet ibadetle yüksele yüksele yedinci kat semaya kadar çıktı. Ama sonunda ne oldu değil mi? Bu gurur ve kibir onu ne hale getirdi.

Ya Rabbi bizleri gururlardan kibirlerden halas eyle, helak olmaktan muhafaza buyurup, rızana uygun ameller yapabilmeye de muvaffak eyle! Amin!

Onun için kimse ilmiyle ibadetiyle mağrur olmasın, yaptığı hiçbir amel onu kandırmasın, ne ilmine, ne ameline kesinlikle güvenmesin. Şayet bizlerde kibredip, Allah'a itaat etmez, şeytana uyup isyan edersek, Allah muhafaza akıbetimiz şeytan gibi olabilir. Mevlaya kabadayılık sökmez, kimse Mevlaya zorla bir şey yaptıramaz. Bize düşen Rabbimize karşı, tevazu, boyun kırıklığı, suçunu itiraf ve tövbedir. Ona baş kaldırmadan ümit ve korku arasında istikamet üzere kulluk yapmaktır. Rabbim cümlemize ibadet ve taatte devamlılık, kullukta istikamet nasip eylesin. AMİN.