Ergenlik Döneminde Kronik Hastalıkla Başa Çıkma

Dr. Ayşegül Selcen Güler

Ergenlik dönemi birçok açıdan gelişimin ve değişimin olduğu bir dönem. Bu değişim döneminde ergenin fiziksel değişiklikleri ve vücuduyla ilgili hisleri kabullenmesi, kişilik ve kimliğinin şekillenmesi ve toplumun beklentilerine ayak uydurması gerekiyor.

Gelişimsel bir işlem, kişinin hayatının belli bir döneminde ortaya çıkan, başarıyla kazanılması mutluluğa ve sonraki gelişim dönemlerinin başarısına neden olan, kazanılamaması da kişinin mutsuzluğuna, toplum tarafından onay görmemesine ve sonraki gelişim dönemlerinde zorluğa neden olan bir basamak olarak tanımlanıyor. Ergen, gelişimin öyle bir noktasında duruyor ki, hem yeni değişikliklere adapte olmak, hem de geçmişte kazanmış olduğu becerileri yeni kazanacak olduklarına entegre etmek durumunda. Erişkin olma yolunda, meslek seçimi, karşı cinsle ilişki kurmak, ebeveynlerden uzaklaşmak, akranlardan oluşan iyi bir sosyal çevre edinmek önem taşıyor. Bir sürü zorluk var aşılması gereken ama gençlerin çoğu bu zorluklarla yüz yüze gelip, başarılı bir adaptasyon gösteriyor. 1979 yılında Neugarten’in “sosyal saat” kavramı, sosyal beklentiler ve subjektif zamanlamanın nasıl yakından ilişkili olduğunu gösteriyor bize. Kişinin “doğru zaman”da olduğu ile ilgili algısı, kendi yeterliliklerinin ve fiziksel olgunluğun farkında oluşu yeni beceriler kazanmasına yardımcı oluyor.

Geçiş dönemleri yatkınlığın arttığı dönemler… Ergenlik, önemli bir gelişimsel geçiş dönemi ve çok sayıda değişikliğin ( yeni okullara başlama, fiziksel gelişim ve aileden ayrılma) olduğu bir dönem. Ergenler genellikle bu gelişimsel stresörlerle herhangi bir psikolojik belirti göstermeden baş ediyorlar. Ancak, bu dönemde başlayan kronik bir hastalık, döneme özgü stresörlerin yarattığı gerginliği arttırıp ergenin baş etme kapasitesini aşabilir. Bu durumda kronik hastalığı olan ergen, hastalığın getirdiği şartlar altında, gelişimsel işlemlerle başa çıkabilir mi? Ya da sağlıklı akranlarıyla aynı gelişimsel hedefleri mi elde etmeye çalışır? Kronik hastalığı olan ergenin “sosyal saat”i ne zaman çalar?

Kronik hastalığı olan ergenlerin kapasite ve imkanları ciddi derecede kısıtlanmış olabilir. Bu gençlerin elde etmiş oldukları gelişimsel seviye ve elde edilmesi gereken gelişimsel seviye arasındaki aykırılıkla çok zor başa çıktığı açık. Ayrıca gelişimsel işlemler birbirinden bağımsız değil, ayrı zamanlarda karşımıza çıkmıyorlar. Bir alandaki değişikli diğerini getiriyor. Üniversiteyi kazanma, anne-baba evinden ayrılma, romantik ilişki kurma aynı zamana denk geliyor. Bu birbirinin içine geçmiş girift zincirde, kronik hastalığı olan ergenlerde birbiri üzerin eklenerek çoğalan eksikliklerin olabileceğini söylemek mümkün.

Kronik hastalık, hastalığın kendisi veya uygulanan tedavi nedeniyle, okula gidilmeyen gün sayısında artışa neden oluyor. Yorgunluk, halsizlik, ağrı veya ilaçların etkisiyle akademik performans etkileniyor. Kronik hastalık nedeniyle, ergenin yeterlilik ve gelecek perspektifi değişiyor ya da sınırlanıyor. Örneğin, sağlıklı ergenlere göre, kronik hastalığı olan ergenler daha nadir veya daha geç ehliyet alıyorlar. Ergenin eve ve hastaneye bağlı olması sosyal ilişkilerini de etkiliyor. Aileden ayrılma zorlaştığı gibi, ebeveynlerin aşırı korumacı tutumu nedeniyle ergen “bağımlı”, “çocuksu” kalabilir. Öte yandan, kronik hastalık fiziksel görünümde çekiciliği bozan değişikliklere neden oluyor ve kronik hastalıkla baş etme şüphesiz, ergenin genel hayat tarzını etkiliyor. Boş zaman aktiviteleri değişiyor, akranlarla geçirilen zaman azalıyor, günlük rutinler bozuluyor. Tabii hastalığın şiddeti, ergenin yaşayabileceği güçlüklerin şiddetini belirliyor. Ciddi, görünür bir engelliliği veya tedavisi olmayan bir hastalığı olan ergenin yaşantısı ile, kronik ama tedavisi olan veya diyete bağlı, görünmeyen bir hastalığı olan ergenin yaşantısı ve baş etme şekli farklı.

Kronik hastalığı olan ergenin “sosyal saati” geç çalıyor. Bunda fiziksel gelişimin gecikmesinin rolü olduğu kadar, gencin kendini bir türlü yeterli görememesi, hastalıkla ilgili stresörlerin, başa çıkması gereken normal gelişimsel stresörlerden galip gelmesinin de rolü var. Kronik hastalığın beraberinde getirdiği en kronik problem ise gelecekle ilgili kaygılar ve akranlardan uzaklaşmanın getirdiği yalnızlık.

Özellikle ailenin sağladığı sosyal destek olmazsa, kronik hastalığın yüklediği yükler, ergenlerin kaynaklarını ve baş etme becerilerini tüketebilir. Aile içinde az çatışma olması, ailenin bütünlük sergilemesi, duyguların açıkça ifade ediliyor olması, ergenin hastalıkla başarılı şekilde baş etmesine katkıda bulunuyor. Kronik hastalıkla başarılı şekilde baş etme de ergenin uyumunu arttırıyor ve onu “sosyal saat”inin sesini duymaya yaklaştırıyor.

Dr. Ayşegül Selcen Güler

Ergenlik dönemi birçok açıdan gelişimin ve değişimin olduğu bir dönem. Bu değişim döneminde ergenin fiziksel değişiklikleri ve vücuduyla ilgili hisleri kabullenmesi, kişilik ve kimliğinin şekillenmesi ve toplumun beklentilerine ayak uydurması gerekiyor.

Gelişimsel bir işlem, kişinin hayatının belli bir döneminde ortaya çıkan, başarıyla kazanılması mutluluğa ve sonraki gelişim dönemlerinin başarısına neden olan, kazanılamaması da kişinin mutsuzluğuna, toplum tarafından onay görmemesine ve sonraki gelişim dönemlerinde zorluğa neden olan bir basamak olarak tanımlanıyor. Ergen, gelişimin öyle bir noktasında duruyor ki, hem yeni değişikliklere adapte olmak, hem de geçmişte kazanmış olduğu becerileri yeni kazanacak olduklarına entegre etmek durumunda. Erişkin olma yolunda, meslek seçimi, karşı cinsle ilişki kurmak, ebeveynlerden uzaklaşmak, akranlardan oluşan iyi bir sosyal çevre edinmek önem taşıyor. Bir sürü zorluk var aşılması gereken ama gençlerin çoğu bu zorluklarla yüz yüze gelip, başarılı bir adaptasyon gösteriyor. 1979 yılında Neugarten’in “sosyal saat” kavramı, sosyal beklentiler ve subjektif zamanlamanın nasıl yakından ilişkili olduğunu gösteriyor bize. Kişinin “doğru zaman”da olduğu ile ilgili algısı, kendi yeterliliklerinin ve fiziksel olgunluğun farkında oluşu yeni beceriler kazanmasına yardımcı oluyor.

Geçiş dönemleri yatkınlığın arttığı dönemler… Ergenlik, önemli bir gelişimsel geçiş dönemi ve çok sayıda değişikliğin ( yeni okullara başlama, fiziksel gelişim ve aileden ayrılma) olduğu bir dönem. Ergenler genellikle bu gelişimsel stresörlerle herhangi bir psikolojik belirti göstermeden baş ediyorlar. Ancak, bu dönemde başlayan kronik bir hastalık, döneme özgü stresörlerin yarattığı gerginliği arttırıp ergenin baş etme kapasitesini aşabilir. Bu durumda kronik hastalığı olan ergen, hastalığın getirdiği şartlar altında, gelişimsel işlemlerle başa çıkabilir mi? Ya da sağlıklı akranlarıyla aynı gelişimsel hedefleri mi elde etmeye çalışır? Kronik hastalığı olan ergenin “sosyal saat”i ne zaman çalar?

Kronik hastalığı olan ergenlerin kapasite ve imkanları ciddi derecede kısıtlanmış olabilir. Bu gençlerin elde etmiş oldukları gelişimsel seviye ve elde edilmesi gereken gelişimsel seviye arasındaki aykırılıkla çok zor başa çıktığı açık. Ayrıca gelişimsel işlemler birbirinden bağımsız değil, ayrı zamanlarda karşımıza çıkmıyorlar. Bir alandaki değişikli diğerini getiriyor. Üniversiteyi kazanma, anne-baba evinden ayrılma, romantik ilişki kurma aynı zamana denk geliyor. Bu birbirinin içine geçmiş girift zincirde, kronik hastalığı olan ergenlerde birbiri üzerin eklenerek çoğalan eksikliklerin olabileceğini söylemek mümkün.

Kronik hastalık, hastalığın kendisi veya uygulanan tedavi nedeniyle, okula gidilmeyen gün sayısında artışa neden oluyor. Yorgunluk, halsizlik, ağrı veya ilaçların etkisiyle akademik performans etkileniyor. Kronik hastalık nedeniyle, ergenin yeterlilik ve gelecek perspektifi değişiyor ya da sınırlanıyor. Örneğin, sağlıklı ergenlere göre, kronik hastalığı olan ergenler daha nadir veya daha geç ehliyet alıyorlar. Ergenin eve ve hastaneye bağlı olması sosyal ilişkilerini de etkiliyor. Aileden ayrılma zorlaştığı gibi, ebeveynlerin aşırı korumacı tutumu nedeniyle ergen “bağımlı”, “çocuksu” kalabilir. Öte yandan, kronik hastalık fiziksel görünümde çekiciliği bozan değişikliklere neden oluyor ve kronik hastalıkla baş etme şüphesiz, ergenin genel hayat tarzını etkiliyor. Boş zaman aktiviteleri değişiyor, akranlarla geçirilen zaman azalıyor, günlük rutinler bozuluyor. Tabii hastalığın şiddeti, ergenin yaşayabileceği güçlüklerin şiddetini belirliyor. Ciddi, görünür bir engelliliği veya tedavisi olmayan bir hastalığı olan ergenin yaşantısı ile, kronik ama tedavisi olan veya diyete bağlı, görünmeyen bir hastalığı olan ergenin yaşantısı ve baş etme şekli farklı.

Kronik hastalığı olan ergenin “sosyal saati” geç çalıyor. Bunda fiziksel gelişimin gecikmesinin rolü olduğu kadar, gencin kendini bir türlü yeterli görememesi, hastalıkla ilgili stresörlerin, başa çıkması gereken normal gelişimsel stresörlerden galip gelmesinin de rolü var. Kronik hastalığın beraberinde getirdiği en kronik problem ise gelecekle ilgili kaygılar ve akranlardan uzaklaşmanın getirdiği yalnızlık.

Özellikle ailenin sağladığı sosyal destek olmazsa, kronik hastalığın yüklediği yükler, ergenlerin kaynaklarını ve baş etme becerilerini tüketebilir. Aile içinde az çatışma olması, ailenin bütünlük sergilemesi, duyguların açıkça ifade ediliyor olması, ergenin hastalıkla başarılı şekilde baş etmesine katkıda bulunuyor. Kronik hastalıkla başarılı şekilde baş etme de ergenin uyumunu arttırıyor ve onu “sosyal saat”inin sesini duymaya yaklaştırıyor.

Dr. Ayşegül Selcen Güler