Giriş


REFORMTÜRK 17. YIL


2 sonuçtan 1 ile 2 arası
  1. #1
    ReformTürk Yöneticisi Mustafa Uyar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    10 Eylül 2006
    Yer
    Ilgın, Konya
    Mesajlar
    13,663
    Tecrübe Puanı
    100

    Standart Kompozisyon Örnekleri

    KONU: "ACINDIRIRSIN ARSIZ OLUR, ACIKTIRIRSIN HIRSIZ OLUR.'

    Ana fikir: Ana ve babalar, çocuklarının maddî ve manevî ihtiyaçları karşısında anlayışlı ve olgun davranmazlarsa onların ahlâkını bozarlar.
    (Bu konuda kompozisyon yazmaya girişilmeden önce, çocuk eğitiminde ailenin ne kadar büyük rol oynadığı üzerinde düşünülmelidir).
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "Çocuk yetiştirmek, onu kişilik sahibi bir insan olarak topluma kazandırmak, hiç şüphesiz dünyanın en zor işlerinden biridir. Sağlam karakterli insanlardan meydana gelen huzurlu bir toplumun gerçekleşmesi için eğitime son derece ihtiyacımız vardır. Büyük Fransız romancısı Victor Hugo, Sefiller adlı eserinde, insanları aydınlıkta ve karanlıkta olmak üzere iki kısma ayırır. Karanlıkta olanlar, cahillerdir; onların aydınlığa kavuşması için büyük yazar; "İnsanlara biraz ışık gerek" diye haykırır. Bu ışık, eğitimdir.
    Eğitim deyince, aklımıza hemen okul, öğretmen, kitap kavramları gelir. Oysa, eğitimin temeli ailede atılır. Çocuk her şeyden önce ailesinin; en yakınlarının etkisi altındadır. Cahil, kaba, görgüsüz bir anne baba tarafından yetiştirilen çocukta düşünüş ve davranış bozuklukları görülür. Anne babanın yersiz ve yanlış davranışları, çocuk karakterinin gelişmesinde olumsuz bir etken olur.
    Çocuklarını dengeli ve ruhen sağlıklı olarak yetiştirmek isteyen anne babalar, kendi davranışlarına son derece dikkat etmelidir. Çocuğu başı boş bırakmak, çok sıkmak gibi aşırı ve yersiz davranışlar üzücü sonuçlar verip karakterin çarpık gelişmesine sebep olabilir. Öyle ki, dengesizlikleri okul eğitimi bile kolay kolay gideremez. Sonuçta, topluma dengesiz bir şahsiyet katılmış olur.

    --------------------------------------------------

    KONU: "ADAMIN İYİSİ İŞ BAŞINDA BELLİ OLUR."

    Açıklama Yapmak İçin İzlenecek Yol:
    Yaptığı iş, o insanın karakterini gösterir. Çevrenizdeki çalışan insanları gözleyiniz. Türlü karakterde olan insanların işleri karşısında tutumlarını izleyip düşününüz. Herkesin aynı istek ve iyi niyetle çalışmadığını göreceksiniz.
    . Düşünce Düzeni:
    1 - İyi adam (özellikleri, davranışları, tutumu).
    2 - İyi adam (karakter) - İş ilişkisi (iyi adamın işine karşı tutu
    mu).
    3 - Genel yargı, ders veya sonuç.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "İyi adam, sağlam karakterde olan, iyi düşünen, iyi duygulara sahip olan, iyi hareket eden, iyi niyetli insandır. Ruhunu eğittiği içindir ki birtakım zararlı davranışlardan ve zaaflardan uzaktır. Çevresindekilerin çıkarlarını en az kendi çıkarları kadar düşünür, kayırır. Yardımseverdir; hak yemez, yalandan kaçınır.
    "İş insanın aynasıdır" derler. Bu söz bize karakterle iş arasındaki bağlantıyı özlü bir şekilde anlatır. İyi adam, yaptığı işe kendini bütünüyle verdiği, çalışmayı en büyük görev saydığı ve yaptığının mükemmel olmasını istediği içindir ki canla başla çalışır. Kaytarma, işi başından atma yollarını araştırmaz; bunun, insanın hem kendi kişiliğine hem de çevreye karşı bir küçülme olduğunu bilir. Böyle, işlerine karşı iyi niyetli bir çalışma eğilimi içinde bulunan kimseler, ilk bakışta belli olur. Kendilerini işlerine kaptırmışlardır. Bir dakikalarını bile boş geçirmek istemezler. Bütün dikkatleri işleri üzerinde yoğunlaşmıştır. Sağdan soldan gelen etkilere uymazlar, zararlı eğilimlere kapılmazlar. Derin bir sorumluluk duygusuyla yaptıklarının daima en iyi, en başarılı olmasını isterler. Bu amaçlarına ulaşırlar da...
    Toplumun kalkınması için böyle sağlam karakterli, güvenilir, çalışkan bireylere ihtiyaç vardır. Bir insan kendisine verilen işleri canla başla, gerçek bir sorumluluk duygusuyla, en iyi şekilde yapmağa çabaladığı an, sağlam ve saygıdeğer bir kişiliğin temellerini atmış demektir.

    ---------------------------------------------------------

    KONU: "ADAM ADAMA YÜK DEĞİL, CAN GÖVDEYE MÜLK DEĞİL."
    Ana fikir: Ölümü düşünerek insanlara katlanmak gerekir.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "İnsanoğlu, başı sonu sırlarla dolu, göz kamaştırıcı bir evrenin aldanışlar içinde bulunan varlığıdır. Dünya zevklerine kapılmaya, kendi öz çıkarları uğruna türlü çılgınlıklar yapmaya niyetlidir; dünya malının heveslisidir. Daima rahat ve huzur peşinde koşar. Kendi huzurunu ararken başkalarının varlığı birer engel olarak ortaya çıkar. Sosyal hayatın olduğu yerde karşılıklı yardımlaşmaların, fedakârlıkların, eziyetlerin olması doğaldır. Ama çıkarına düşkün insan, bunu bir türlü kabul etmek istemez. Çevrenize şöyle bir kulak kabartırsanız, herkesin birbirinden yakındığını işitirsiniz. Gün geçtikçe maddeye doğru yönelen insan, dünyaya gelişimizin gerçek gayesinin insanları sevme, iyilik ve yardım etme olduğunu bilmezlikten gelir. Hatta, dünya nimetleri onun gözünü öyle kamaştırır ki, bunun dışında kalan şeyler üzerinde düşünmeye bile yanaşmaz. Zevklerin ortasında insan, kendisini ölümsüz bir varlık olarak görür veya böyle bir aldanışa kapılmayı hissiyatına daha uygun bulur. Kendini, kendi dünyasının biricik hâkimi sanır. Oysa, insanlara biraz düşünce ve alçak gönüllülük gerekir. Şu pırıl pırıl parlayan evren ruhumuzun fazilet ışıklarını söndürmemeli, hatta daha da nurlandırmalı. Yaşayışımızın tanrısal sırrı unutulmamalı. Bize bir nimet olarak verilen hayatın temel amacı gözden kaçırılmamalı. Bir gün öleceğimizi düşünerek maddî hırs ve zevklere başkalarını feda edercesine kapılmaktan kendimizi alıkoymalı; ardımızda iyi bir isim bırakmak için insanları sevmeli; onlara yardım eli uzatmalı, onlarla birlik olunmalıdır. İnsanlığın maddî ve manevî kurtuluşu için hepimize düşen bir görev vardır. Bunu unutmayalım."


    ----------------------------------------------

    KONU: "ÂLİM UNUTMUŞ, KALEM UNUTMAMIŞ."
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "Uygarlık ateşin bulunmasıyla başlar denir ama, benim*uy-garlık ve kültür anlayışıma göre; gerçek başlangıç, yazının bulunmasıdır. Ömrün geçiciliğini kavrayan insanlığın, kendi yaratıcı gücünü ispatlamaya kalkışması, geçen zamana hâkim olmak istemesi ve bedenen ölse de manen yaşama düşüncesiyle yazıyı icat etmesi, sanıldığından da önemli bir olaydır.
    İnsan aklı ve hayal gücü tükenmez bir hazinedir. Bilginler, dahî sanatçılar, tanrısal bir ilham ve şahsî çalışmalarıyla bu hazineyi gereğince kullanmasını bilirler. Bugünkü uygarlık ve kültürün parlak bir seviyeye ulaşması hep onların çalışması sayesindedir. Ama nasıl bir çalışma? Acaba bir buluşu, bir gerçeği, bir parlak düşünceyi yazıyla ifade etme olanağı olmasaydı, insanlık böylesine ileri gidebilir miydi? Şüphesiz, hayır... İfade ve ifadeyi kayıt, yani; yazma veya bir eser meydana getirme, sürekli bir ilerleme ve manen ölümsüzlük demektir. Ne kadar kuvvetli ve dahiyane olursa olsun, yalnız hafızaya hapsedilen düşünce veya fikir sonunda sönmeye, unutulmaya mahkûmdur. Ama bir yazılı anlatım, bir eser, doğusundaki tazelik, güzellik, canlılık ve pırıltıyla daima karşımızdadır. İnsanlar ölür, düşünceler zamanla hafızadan silinir ama, eser ölmez."

    --------------------------------------------

    KONU: "AKILSIZ BAŞIN CEZASINI AYAKLAR ÇEKER."
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "İşlerini düşünerek, bir plâna göre düzenlemeyen insanlar, bir türlü olumlu bir sonuca ulaşamaz, daima eksiklikler peşinde koşarlar. Bu yüzden çok yorulur ve bunalırlar. Pek tabiî, neticede hep üzüntü çekerler.
    Böyle gereksiz yorgunluklara ve bunalımlara düşmemek için akıl ve düşünceyle iş birliği etmek, onların aydınlattığı yoldan ilerlemek kendi lehimizedir. Her şeyin bir anda olup bitmesini isteyen, aceleci insanlar, bir şeye karar verdikleri anda, etraflıca düşünmeden apar topar harekete geçerler. Birçok engelle karşılaştıkları zaman, bunları zamanında hesap edememenin pişmanlığı içinde tekrar hareket ettikleri noktaya dönerler. Böyle insanların hayatı, gereksiz çaba ve yorgunluklarla tükenir gider.
    Pek tabiîdir ki, her şeyin başarılması için izlenmesi gereken doğru ve ideal yollar vardır. Harekete geçmeden önce, bu yolu bulabilmek çok önemlidir. Bu da aklın kutsal ışığı sayesinde mümkündür.
    Birçokları, olaylar ve gerçekler karşısında mantıktan çok his ve heyecanlarıyla hareket ederler. Acı kayıplara uğrayıp, sonunda pişman olanlar, hep bu şekilde davranan, aklın kılavuzluğuna başvurmayan kimselerdir.
    Şu halde; birtakım kırgınlıklara, bunalımlara, kötü durumlara düşmemek, bizi ruhen ve bedenen yoracak kayıplara uğramamak için, yapmaya karar verdiğimiz işler üzerinde ilk önce düşünme yoluna girmemiz gerekir. Bu da, basit bir düşünmeden çok, sistemli ve araştırıcı düşünme olmalıdır. İşlerinin hatalı, eksik taraflarını düşünmeyen, zorlukları, ihtimalleri önceden hesap etmeyen insanlar, daima amaçlarına ulaşamadan yorgun düşer."


    ------------------------------------------

    KONU: "ANAMIN EKMEĞİNE KURU, AYRANINA DURU DEMEM."
    Açıklama Yapmak İçin İzlenecek Yol:
    Bu atasözündeki amaç, anamızın verdiklerini küçümsemememiz; ona sadakat ve saygıyla bağlanmamız gerektiğini belirtmektir. Annelerinizin sizin için ne büyük önem taşıdığını bilirsiniz. Buna göre sizin de en büyük göreviniz; onu daima saymak ve sevmek, fedakarlıklarının değerini bilmektir.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "Analarımız bizim en değerli varlıklarımızdır. Şüphesiz onlar, hayattaki en fedakâr sadık dostlarımızdır. Bizim varlığımız, sağlığımız için canlarını seve seve vermeğe hazırdırlar. Yemezler; yedirirler, giymezler; giydirirler. En büyük istekleri bizim başarılı, sağlıklı ve mutlu olmamızdır. Buna karşılık biz de analarımıza ölmez sevgi bağlarıyla bağlıyız. Varlığımız ancak onlarla bir bütün meydana getirir.
    Bizi hayata getiren, yaşamayı, gülmeyi, erdemi, sevgiyi ve bütün insanca şeyleri öğreten analarımızdır. Sevginin ilk ve içten şeklini onlardan öğreniriz. Hayata bağlanmamız, insanlığı sevmemiz hep onların sayesindedir. Ana ile çocuk arasındaki bu bağ ve sevgi, şüphesiz kutsal bir anlama sahiptir. Fedakârlığı ödenemeyecek kadar büyük olan bu kutsal varlıklara karşı bizim de birçok görevlerimiz vardır; onları sevgilerin-en derin ve en ölmezi ile sevmek, saymak bu görevlerin başında gelir. Analarımız bizim içten inanç kaynağımızdır. Onların yaptığı her şey bizim iyiliğimiz içindir. Onlara karşı çıkmak, isteklerini yerine getirmemek, kalplerini kırmak günahların en büyüğüdür; affedilmez bir nankörlüktür. Verdiklerini küçümsemek, kusurlu bulmak aslında kendimizi küçümsemek demektir.
    Şunu unutmamalıyız ki, onların kendi şartları içinde verdikleri, yaptıkları her şey kendi iyiliğimiz ve mutluluğumuz içindir."

    ----------------------------------------

    KONU: "ATBULUNUR, MEYDAN BULUNMAZ. MEYDAN BULUNUR ATBULUNMAZ."

    Ana fikir: Birbirini tamamlayan şeyleri bir araya getirmek her zaman mümkün değildir.

    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "Doğumdan ölüme kadar ömrümüz, daimî bir çaba ve çırpınma içinde geçer. Genel zaafımız, sürekli olarak bir şey istemek, ihtiyaç duymak ve arzuladığımız şeylerin tümüne kavuşamamaktır. Bütün çırpınmalarımıza rağmen, ihtiyaçlarımız hiçbir zaman bitmez. Bir isteğimizi yerine getirdiğimiz anda bir başkasının telâşına kapılırız; sonra yine bir koşuşmadır başlar.
    Galiba insanın kaderi hep çabalamak ve bir şeylerin peşinde koşmak. Bu, ona bir bakıma zevk de verir, eziyet de... Geçenlerde, her zaman alışveriş ettiğim bir kırtasiyeciye, ihtiyaçlarımın hiç bitmediğinden şikâyet etmiştim. Oda bana şu sözü söylemişti: "İhtiyaçlar ancak ölümle biter:" Bu söz bana çok anlamlı geldi, üzerinde uzun uzun düşündüm. Belki de yaşamak denen şey, hep bir şeylere ihtiyaç duymak... Bir düzen kuramadığımızdan, eksikliklerden, iki yakamızın bir araya gelmeyişinden yakınmadan önce, Pollyana gibi kendi kendimize bir felsefe yaratırsak, sızlanmalarımızın yerini belki de tükenmez bir mücadele gücü alır. Yaşamak mademki hep değişik şeylere ihtiyaç duymaktır, o halde ihtiyaç duyduğumuz nispette yaşıyoruz demektir. Ne dersiniz?"

    ---------------------------------------

    KONU: "ATILAN OK GERİ DÖNMEZ."
    Ana fikir: İlk adımı atarken ihtiyatlı olmak gerekir.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "Konuşurken veya bir davranışta bulunurken İhtiyatı elden bırakmamak gerekir. Düşünmeden söylediğimiz bir söz, yaptığımız bir hareket bizi giderilmesi imkânsız hatalara düşürebilir. O zaman pişmanlık da fayda vermez. Olan olmuş, söylenen söylenmiştir bir kere... Her işte başarılı olmanın ön koşulu, doğru olanı yapmayı bilmektir. Bizi tanıyan veya tanımayan bir çevrede herhangi bir davranışta bulunmadan veya söze girişmeden önce, çok düşünmek ve isabetli davranmak gerekir. Davranışlar veya sözler kişiliğin aynası olarak kabul edilirse, bir hususta düşüncesizce yapılan kontrolsüz atılışların bizi ne kadar olumsuz tanıtacağı unutulmamalıdır. Olgun insan, harekete geçmeden önce iyice düşünen, davranışlarını kontrol etmesini, sözünü ölçüp tartmasını bilen, yerine, zamanına göre konuşabilen, yeteneklerine göre adım atan kimsedir."

    ------------------------------------------

    KONU: "AYAĞINI YORGANINA GÖRE UZAT."
    Açıklama Yapmak İçin İzlenecek Yol:
    Açıklamamızın amacı; masraflarımızın ve yatırımlarımızın gücümüz ölçüsünde olması gerektiğidir. Buna göre şöyle bir düşünce düzeni kurabilirsiniz:
    1 - Parasını idare etmeyi bilmeyen insanların uğrayacağı güç
    durumlar açıklanabilir.
    2 - Yetişkin insanlar, para harcama eğilimleri yönünden ele
    alınıp incelenebilir.
    3 - Konuyla ilgili örnekler verilebilir.
    4 - Para harcama konusunda bilinçli kişilerin durumu anlatıla-
    bilir.
    5 - Fikir ve görüşlerin derlenmesi, sonuç.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "Bazı insanlar vardır; kendi güçlerini ve maddî durumlarını gerektiği şekilde değerlendiremezler. Yani, kendi kendilerine karşı bir çeşit vurdumduymazlık içindedirler. Nerden geldiğini düşünmeden ölçüsüz yatırımlarda bulunur, har vurup harman savururlar. Tabii ki, böyle düşüncesiz hareketler yüzünden sonunda yine kendileri zarar görürler. "Ayağını yorganına göre uzat" sözü böyle ölçüsüzlüklerde bulunan insanlara uyarı niteliğinde söylenir.
    Hayatı anlamış, olgun bk insan, böyle pişmanlık verici durumlara düşmemek için önce kendini tanır, maddî durumunu değerlendirir, sınırlar. Varlığının bilincine varmak insanı gereksiz hareketlerden ve ölçüsüzlüklerden alıkoyar.
    Anlaşılıyor ki, herkesin maddi sıkıntılardan korunması kendi elindedir. Herkes gönlünce birçok şeye sahip olmak ister. Ama akıllı bir insan gereksiz ve aşırı isteklerden sakınır. Yapılması, kendi kudreti ve şartları içinde mümkün olan şeylere yönelir. Kudretiyle - isteklerini, geliriyle - giderini ayarlayabilen bir kimse ölçüsüzlüklerin kurbanı olmaktan uzaktır.

    ----------------------------------------

    KONU: "AZICIK AŞIM,KAYGISIZ BAŞIM."

    Açıktama Yapmak İçin İzlenecek Yol:
    Açıklamamızın amacı, insanın elindeki az şeyle mutlu olabileceğidir. Elindekilerle yetinmeyen, hep büyük şeyler isteyen, birçok şeye sahip olmak için çabalayan insanları düşününüz. Gerek zorluk ve engellerden, gerekse hayatın kendisinden yakınır dururlar; hep sıkıntı içindedirler.
    Buna göre yazıda, aşağıdaki hususlar vurgulanabilir:
    1 - İhtiras yönünden insan karakteri;
    2 - Çok şeye sahip olmak için gerekli çabalar, zorluklar ve sı
    kıntılar;
    3 - Elindekiyle yetinmenin faydası;
    4 - Sonuç veya ders.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "İnsanoğlunun büyüktedir gözü hep. Elinde bulunanlarla yetinmeyi bilmez; gönlünce birçok şeye sahip olmak ister. İstekler, başka istekleri doğurur ve insan ihtiyaç denizi içinde çırpınır durur. Oturduğu yerde sadece birçok şey isteyip kıvranan insanlar yanında, bu yolda çaba gösterenler de vardır. Bu çaba, ilhamını gereksiz tutkulardan almadığı zaman insanı mutluluğa götürme yönünde faydalı olabilir. Ama insanın gözünü karartan bir tutku söz konusu olduğu zaman, kişi sonsuz mutsuzluğa sürükleniyor demektir.
    Türlü nedenler dolayısıyla içinde bulunduğumuz şartlan aşamadığımız zaman gereksiz bir açgözlülükle kudretimiz dışında olan şeylerin hayaline kapılıp huzurumuzu bozmamalıyız. Çabalarımızın sonunda elde ettiğimiz şeylerle mutlu olabiliyorsak daha büyük şeylere de lâyığız demektir.
    Büyük şeylerin sıkıntısı büyük olur derler. Bu sıkıntılara katlanacak durumda değilsek, niçin gözümüz yükseklerde olsun? Mücadele gerektirmeyen basit ve gösterişsiz bir yaşantı en büyük parçayı elde etme yolunda yapılan didişmelerden daha rahattır."

    KONU: "BAKARSANBAĞ, BAKMAZSAN DAĞ OLUK"
    Açıklama Yapmak İçin İzlenecek Yol:
    Açıklamamızın amacı, her şeyin beğenilir niteliklere sahip olması için bakımın gerekli olduğudur. Özel eşyalarınıza bile dikkat ve bakım göstermediğiniz sürece onların harap olması pek doğaldır. Buna göre şöyle bir düşünce düzeni kurabilirsiniz:
    1 - Bakılmayan şeylerin harap olmaya mahkûm oluşları;
    2 - Beğenilir ve göz alıcı durumda olmak için bakımın gerekliliği;
    3 - Tutumlu insanların karakteri;
    4 - Sonuç.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "Çoğu zaman elimizdekilerin kıymetini bilmeyiz. İlgisizlik ve kayıtsızlıkla onları harap olmaya terk ederiz. Sonra, darmadağın, perişan bir görünüm karşısında kaldığımız zaman da üzülür ve pişmanlık duyarız.
    "Sahip olma" duygusu kuvvetli olan insanlar, ellerindekilerin kıymetini daima bilirler. Malını koruyabilmesi, insanı insan yapan özelliklerden biridir. Babadan kalma eski bir ev düşünelim; kayıtsızlığımıza kurban olduğu takdirde sonu viran olup yıkılmaktır. Böyle bir evi devamlı olarak onarır ve korursak, sonunda emeklerimizin karşılığı olan şirin ve güzel bir evle karşılaşırız. İnsan ilgisi, irade ve çabası, isterse çirkini güzel yapar. İlgisizlik ve ihmalinse, en üstün güzellikleri dahi yok edeceği unutulmamalıdır.
    Elimizdekilerin kıymetini bilmeyi, onları korumayı, değerlendirmeyi, çocukluğumuzda öğrenmemiz gerekir. Bu öğrenim bizde kökleştiği, karakterimizin bir parçası olduğu zaman elimizin altında olan her şey iyiye, güzele, mükemmele ulaşacaktır."

    ----------------------------------------

    KONU: "BAŞBAŞA VERMEYİNCE TAŞ YERİNDEN KALKMAZ.

    Açıklama Yapmak İçin İzlenecek Yol:
    Açıklamamızın amacı; büyük işlerin başarılması, zorlukların yenilmesi için insanlar arasında birliğin gerekli olduğudur. Özel ve sosyal hayatta birliğin sağladığı faydaları düşünerek şu şekilde bir düşünce düzeni kurabilirsiniz:
    1 - Hayatta yalnız olan insanların başarı dereceleri;
    2 - İnsanların her işte birlik olmalarının ve birbirlerine fikir danışmalarının faydalan;
    3 - Konu ile ilgili örnekler verilebilir;
    4 - Sonuç.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "İnsanlar arasında birliğin ve dayanışmanın iş başarma ve mutlu olma yolunda gerekli olduğuna inanan atalarımız "Bir elin nesi; iki elin sesi" demişler. Hayatın zorlukları ve doğal olaylar karşısında tek insan âciz ve kudretsizdir; silinmeye mahkûmdur. Başkalarından uzaklaşan, yalnız kendilerine inanan insanların daima yenilgiye uğrayışları bu gerçeği ispatlamak için yeterlidir.
    Yaşamak, zorlukları yenmek, başarı yolunda mesafe kazanabilmek için insanların birbirlerinin güçlerine, fikir ve düşüncelerine ihtiyaçları vardır. Birinin düşünce ve görüşlerinin tükendiği yerde, diğerinin zekâsı ve buluşları sonuca ulaşmada yararlı olabilir. Birlik olunan yerde ele alınan işlerin başarı yolları daha doğru ve sağlam olarak bulunabilir; çalışma düzeni daha sağlam bir şekilde kurulabilir. Fikir ve görüş çatışmaları dahi, gerçeğin ortaya çıkmasına yardım eder.
    Bütün girişim ve atılımlarımızda, daima bizden daha tecrübeli olanların fikir ve görüşlerine, yardımlarına başvuralım. Birliğin güçlü ahenginden ayrılmayalım."

    -------------------------------------------

    KONU: “DAĞ NE KADAR YÜCE OLSA, YOL ONUN ÜSTÜNDEN AŞAR”
    Ana fikir: Aşılamayacak engel yoktur. Yolunu bilen her güçlüğü yener.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "Bize ilk bakışta çok zor görünen işlere başladığımız zaman karşımıza çıkan engeller, hemen yılgınlığa kapılmamıza sebep olur; azmimiz yavaş yavaş kuvvetini kaybeder, dizlerimizin dermanı kesilir. Bir sonuç alamamanın verdiği manevî yorgunlukla çöker kalırız.
    Azmin elinden kurtuluş olmaz derler. Pek doğru olan bu söz, hayat mücadelemizde asla vazgeçmeyeceğimiz bir kılavuz olmalıdır.
    İnsan, davasına inanmalı, azmi hiçbir zaman elden bırakmamalıdır. Plânsız bir mücadele, insana hayal kırıklıklarından başka bir şey vermez. Her şeyde olduğu gibi hedefe ulaşmak için yapılan yol tayinlerinde de aklı ve mantığı kullanmak gerekir.
    Engeller, azimli insanları başarı yolunda kamçılayan manevî güçlerdir. Bunlar ilk bakışta ne kadar korkunç görünürlerse görünsünler, sağlam bir mantığın, kuvvetli ve inanılmış bir davanın, çelik gibi bir irade ve bükülmez azmin hedefe ulaşmasını kös tekleyemezler. O halde, önce ne istediğimizi, ne yapmamız gerektiğini bilelim. Sonra, bilgi, irade, azim ve cesaretimize güvenelim. Başarı er geç bizim olacaktır."

    --------------------------------------------

    KONU: "DAMLAYA DAMLAYA GÖL OLUR, DAMLACIKTAN SEL OLUR."
    Açıklama Yapmak İçin İzlenecek Yol:
    Açıklamamızın amacı, tasarrufun insana büyük faydalar sağlayacağıdır. Buna göre, şöyle bir düşünce düzeni kurabilirsiniz:
    1 - Tasarrufun tanımı;
    2 - Tasarrufun insana sağlayacağı faydalar;
    3 - Konuyla ilgili örnekler;
    4 - Sonuç.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "Tasarruf, maddenin değerini bilme; onu yerinde ve zamanına göre kullanabilme, bir tedbir vasıtası olarak değerlendirebilme demektir. Hayatta maddî bunalımlara düşmemek için tasarrufa ihtiyaç vardır. Herkes gelirinin bir kısmını zorunlu yerlere harcadıktan sonra, geri kalan bölümünü, gelecekte düşebileceği kötü durumlar veya birtakım ideallerinin gerçekleşmesi için biriktirmelidir.
    Tasarruf, meyvesini zamanla verir. Bugünden azar azar, karınca kararınca biriktirdiğimiz paralar bir gün bizi şaşırtan, bazı maddî arzularımızı gerçekleştirecek kadar büyük bir yekûn oluşturur. Tasarruf yapan herkes, sonunda böyle mutluluk verici bir sonuca kavuşur. Böylece, insanın isteklerine kavuşabilmesinin bir bakıma elinde olduğu anlaşılır. Tasarruf yapan kimseler tedbirli kimselerdir; önceden hazırlıklı oldukları için güç duruma düşmezler. Bir köşede birikmiş paraları, her zaman onların yardımcısı, desteği ve huzur kaynağıdır.
    Kaynak: ReformTürk http://www.reformturk.com/kompozisyon-ornekleri/58880-kompozisyon-ornekleri.html#post120355
    İnsanoğlu tasarrufa çocuklukta alışmalıdır. Kendi ihtiyaçlarını tasarruflarıyla almaya çalışan çocuklar, en güzel alışkanlıklardan birini elde etmiş olurlar. Tasarruf varlığın garantisidir."

    --------------------------------------------

    KONU: "DEVE BOYNUZ UMARKEN KULAKTAN OLMUŞ."
    Ana fikir: Hakkından fazlasına tamah edenler ellerindekini de kaybederler.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "İnsanda yükselmek, büyük başarılara ulaşmak için azim ve ihtiras olmalı; her yerde, her zaman hak için mücadele etmesini bilmeli. Ancak insan, ihtiraslarına hakim olmasını da öğrenmeli. Haktan ötesini istememeli. Lâyık olduğu hakka razı olmak, iyi yetişmiş, olgun ve erdemli insanların meziyetidir. Bazı insanların türlü felâketlere, kayıplara uğramalarının sebebi; aç gözlü olmaları, eldekiyle yetinmeyi bilmemeleridir. Bu insanlara hadlerini bilmeyenler de diyebiliriz. Çünkü, tok gözlü olmamanın kötü bir huy olduğunun farkında bile değillerdir. Bunlarda maddeye karşı tükenmez bir iştah vardır; doymak bilmeyen bir açgözlülükle gözleri daima yukarıda ve çoktadır. Hayatı bir çeşit kumar masası olarak kabul ederler. Daima daha fazla kazanmak için akıl ve mantık dışında hareket etmeyi bir alışkanlık haline getirirler. Tabii, şansları her zaman umdukları gibi yaver gitmez; çoğu kez, kazanacakları yerde ellerindekini kaybederler. Çok zaman farkına varmadan ihtiraslarını doyurmak için her şeye boyun eğerler. Sonunda zavallı ve yoksul bir duruma düşerler. Yanlış tutumları yüzünden kimse tarafından sevilip sayılmadıkları için yapayalnız kalırlar. Dostsuz ve sevgisiz kalmak kayıpların en büyüğüdür.
    O halde, hayatımız boyunca birtakım zararlara, zor ve gülünç durumlara düşmemek için kanaatkar olmasını bilmeliyiz. Akla ve mantığa aldırmayıp, sadece ihtiraslarımızı doyurmak için kumar oynarcasına, gücümüz dışında yatırımlar yapmaya kalkışmak bize hayal kırıklığından başka bir şey kazandırmaz."

    ---------------------------------------------

    KONU: "DÎLİM, GİYDİRİR BANA KİLİM."
    Açıklama Yapmak İçin İzlenecek Yol:
    Açıklamanızın amacı; gereksiz konuşmaların, gevezeliklerin insanı daima güç duruma soktuğu olmalıdır. Çevrenizde, gevezelikleriyle size bıkkınlık veren insanlar üzerinde düşünün. Buna göre düşünce düzeninizi şöyle kurabilirsiniz:
    1 - Olaylar karşısında gereksiz konuşmaların, heyecansal
    tepkilere dayanan çıkışların zararları;
    2 - Sırasında, sükûtun altın değerinde olması;
    3 - Sonuç.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "İnsanoğlunun çektiği dili belasıdır derler. Susmayı gerektiren yerlerde susmamak, olumlu olumsuz heyecan gösterileri yapmak, yerli yersiz müdahalelerde bulunmak birçok kayıplara sebep olur. "Söz gümüşse sükût altındır" derler. Her ne kadar insan altta kalmamak çabasında ise de, bazı durumlarda dilini tutabilmek, konuşmaktan çok daha değerli ve yerindedir. Bilhassa heyecan ve öfke anlarında zapt edilmesi gereken bir organdır dil. Küçük bir gevşeklik anı, onarılmaz hataların yapılmasına yol açar. Bir kere söylenilen söz geri alınmaz ve yaptığı hasar kolay kolay onarılamaz. İnsanın dilini tutabilmesi, bir bakıma iradesine hâkim olabilmesi demektir. Özel hayatımızda birtakım nedenler yüzünden haksızlıklara uğrayabilir, umulmadık durumlarla karşı karşıya kalabiliriz. Böyle durumlarda hemen paniğe kapılıp itibarımızı sarsmaktan, çevremizde olumsuz bir etki bırakmaktan sakınmalıyız. Gücümüzü heyecan tepkilerimizin ifadesi olan konuşmalara bağladığımız sürece hatalara ve yanılgılara uğramaktan, güç durumlara düşmekten kendimizi kurtaramayız.
    Böyle, sonradan pişmanlık verecek güç durumlara düşmemek için, olaylara hâkim olabilecek bir olgunluğa ve irade kuvvetine sahip bulunmak gerekir. Heyecanlarımızı, tatminsizliklerimizi dışa vurmamak her zaman bizim lehimizedir. Çevrede itibar ve saygı gören insanlar, az, öz ve yerinde konuşan kimselerdir."

    ---------------------------------------------

    KONU: "DEVEYİ YARDAN UÇURAN BİR TUTAM OTTUR."
    Açıklama Yapmak İçin İzlenecek Yol:
    Açıklamanızın amacı, kaprislerimizin ve küçük çıkarlarımızın bizi felâkete sürükleyebileceği olmalıdır. Buna göre düşünce düzeninizi şöyle kurabilirsiniz:
    1 - İnsan karakterinin zayıf yönleri;
    2 - Birçok yıkımlara sebep olan kapris ve zaaflar;
    3 - İradeli ve erdemli kimselerin kazancı;
    4 - Sonuç.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "İnsanoğlu bütün gücüne, kudretine ve iradesine rağmen zaman zaman yersiz isteklere ve zaaflara düşmekten kendini alı-koyamayan bir varlıktır. Ruhumuzun derinliklerinde, doldurulamayan nice boşluklar, karanlık taraflar vardır. İnsan, bunların pençesine düşmeye görsün; bir anda yanlış eğilimlerinin ve zaaflarının kurbanı olur. Küçük çıkarlarını tatmin etmek isterken çok büyük kayıplara uğrar. Toplum içindeki saygınlığını ve seçkin yerini kaybediverir. Basit çıkarları ve kaprisleri uğruna hayatları mahvolmuş nice insanlar vardır.
    Hayatımızın her anında hislerimizin ve kaprislerimizin esiri olmaktan kurtulmak için aklın bilinçli kılavuzluğu altında eğitimin, iradenin ve vicdanın kurtarıcı ışığına sığınmalı, basit çıkarlara kapılarak hem kendimize hem de topluma zararlı olmaktan sakınmalıyız.
    Sağlam karakterli, güçlü kişiler, olgun davranmaktan vazgeçmeyen, zayıf anlarının esiri olmayan insanlardır."

    --------------------------------------------

    KONU: "DEVLET, ADAMA AYAĞI İLE GELMEZ."
    Ana fikir: Saadeti elde etmek için onu aramak ve elde etmek için çaba harcamak gerekir.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "Ne kötü bir huyumuz vardır; elimizi şakağımıza dayayıp başımızı havaya kaldırarak mutlulukların hep gökten bir zembille inmesini bekleriz. Ağzımızda hep tekdüze ve alışılagelmiş yakarışlar: "Ah bir piyango çıksa da zengin olsam!", "Ah, bir arabam olsa!", "Ah, bir evim olsa!", "Ne olur sanki, müdürlük görevini bana verseler!", veya "Nerde o sınavı kazanacak şans bende?" v.s. Tabiî, zamanımız çaba harcamaktan çok hayal kurmak ve yakarışla geçtiğinden, özel yaşayışımızda pek az bir ilerleme kaydeder veya olduğumuz yerde duraklarız. Sonra, talihsizliklere ve kadere bir yüklenmedir başlar. Hani, Allah da çalışmayan, gerekli mücadeleyi yapmayan kulu kayırmaz. İnsan, bir mevki, bir mutluluk hayal ediyorsa, oturmaktan veya olur olmaz, akılsızca bir mücadeleye girişmeden önce, plânlı bir şekilde düşünmeli. Acaba kavuşmak istediği şey nasıl bir mücadeleyi gerektiriyor? Amaca ulaşmak için izlenecek yolu belirledikten sonra, ne kadar yorucu olursa olsun, hedefi bulmak ve erişmek mümkündür. "Azmin elinden bir şey kurtulmaz" sözü, bunu özlü bir şekilde ifade eder. Düşün, çalış, yıkılma, sonunda er geç isteğine ulaşırsın. Yeter ki, iste... Ama bütün gücünü harcama pahasına da olsa istemesini ve azmetmesini bil."

    --------------------------------------------

    KONU: "DİLSİZ DE OLSA KÂMİL BELLİ OLUR."
    Açıklama Yapmak İçin İzlenecek Yol:
    Açıklamamızın amacı, olgun insanların dış görünüşlerinden belli olduğunu yansıtabilmektir. Düşünce düzenini şöyle kurabilirsiniz:
    1 - Kâmil insanların kişilik ve özellikleri;
    2 - Kâmil insanların çevredeki etkileri;
    3 - Sonuç.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "Kültürlü, iyi eğitilmiş, olgun ve faziletli insanların kendilerine özgü bir havaları vardır. Görünüşlerinde sanki yaşadıkları yılların ve tecrübelerinin izlerini taşırlar. Akıllı, onurlu, saygıdeğer, ciddî ve anlayışlı davranışlarıyla toplumdaki yerlerini sessiz sedasız buluverirler. Varlıklarında, ruhen eğitilmiş olmanın davranışlara, bakışlara kazandırdığı bir incelik ve başkalık vardır. Böyle insanları nerede olsa ayırabilmek mümkündür. Gereksiz ve kaba davranışlardan, asabîlikten, dengesizlikten, heyecanlardan uzaktırlar. Ruhî asaletleri onlara ağırbaşlı bir görünüm kazandırır. Konuşmaları ve davranışlarıyla kişiliklerini kabul ettirirler.
    Demek oluyor ki, kâmil insan olma yolunda gösterdiğimiz çabalar, sonunda bizi.üstün kişilikli, saygıdeğer bir varlık haline getirir. Bu da en büyük kazançtır."

    -------------------------------------------

    KONU: "DOSTUNATTIĞI TAŞ, BAŞ YARMAZ."
    Açıklama Yapmak İçin İzlenecek Yol:
    Açıklamamızın amacı; dostlarımızın, bizim iyiliğimizi isteyen ve bunun için çalışan yakınlarımız olduklarıdır. Buna göre düşünce düzenini şöyle kurabilirsiniz:
    1 - Dostluğun anlamı ve insan hayatındaki önemi;
    2 - Dostlarımızın bizim iyiliğimiz yolunda gösterdikleri çabalar;
    3 - Dostlarımıza karşı inancımız;
    4 - Sonuç.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "Dost, kötü günlerimizde teselli ve şefkatine sığındığımız, mutluluklarımızı paylaştığımız, ruhumuzun bütün sırlarını rahatlıkla açıklayabildiğimiz insandır. O, en fazla ihtiyaç duyduğumuz vazgeçilmez, kutsal bir varlıktır. Başımız darda kaldığı zaman koştuğumuz ilk yer onun kapısıdır. O, bizi tamamlayan parçamız, devamımız demektir; onu kendimizden ayıramayız. Dostumuz bizi en az kendimiz kadar kayırır. Vefakâr ve fedakârdır.
    Gönlümüzde ve düşüncelerimizde büyük bir yer kaplayan dostumuz, daima bizim iyiliğimizi ister. Başarılarımızı alkışlar, kötü bir davranışta bulunduğumuz zaman bizi uyarır, doğru olanı gösterir. İyiliklerimizi över, kusurlarımızı gidermeye çalışır. Ona olan inancımız sonsuzdur. Bu yüzden yüzümüze vurduğu gerçekler ne kadar acı olsa, bizi incitmez. Hatalarımızı onarmaya, yanlışlarımızı düzeltmeye yöneltir. Onun ışık tutan, tesellî eden varlığı; bizi mükemmelliğe eriştirmek için tenkit eden kılavuzluğu sayesinde kötülükleri yenmeye çalışırız. Ona karşı duyduğumuz saygı, derin ve samimi inanç bizi moral çöküntüsünden kurtarır. Dolayısıyla, onun gösterdiği yol bizi başarısızlığa değil, başarıya, mutsuzluğa değil, mutluluğa götürür.
    İyi niyeti, sevgiyi ve inancı hissetmek bizi güçlü kılar. Temenni edelim ki, bunun kaynağı olan dostlarımız eksik olmasın:"

    -------------------------------------------

    KONU: "DUVARI NEM, İNSANI GAM YIKAR."
    Açıklama Yapmak İçin İzlenecek Yol:
    Açıklamamızın amacı; gereksiz üzüntülerin, tasaların insanı bir gün mahvedeceğini yansıtmak olmalıdır. Düşünce düzenini şöyle kurabilirsiniz:
    1 - Duvar ve nem, zarar ilişkisi yönünden incelenir;
    2 - Gamın ne olduğu açıklanır;
    3 - İnsan ve gam, zarar ilişkisi yönünden incelenir.
    4 - Mutlu olmak için umutlu olmanın gerekliliği üzerinde duru-
    lur.
    5 - Fikir ve görüşler derlenerek sonuca varılır.

    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    Kolay kolay yıkılmaz etkisi bırakan kalın, güçlü duvarlar vardır; devamlı rutubet ve nem sinsi sinsi içine işledi mi artık o duvar yıkılmaya ve çökmeye mahkûmdur. Gam denilen gereksiz tasa ve üzüntüyü de, sinsi sinsi insan vücudunu mahvetme niteliğiyle neme benzetebiliriz. Gerçekten, karamsarlıkların tümü demek olan gam, insan ruhuna bir kere yerleşti mi, yavaş yavaş kök salmaya ve bedeni hâkimiyeti altına almaya başlar. Devamlı üzüntü ve ruhî mutsuzluk insan sağlığını mahveder; onarılmaz moral çöküntüleri yaratır. Böyle bir ruh, birçok bedensel hastalığın temelini oluşturur. Bu durumda insan yaşama gücünü kaybeder, hayattan yavaş yavaş uzaklaşır. Ve sonunda, sinsi sinsi, içten içten yıpranan, çürüyen bir vücut halinde hayatiyetini kaybeder.
    Bu dünyada her şey geçicidir. Bütün karamsarlıklar yersizdir. Kara günlerin ve sıkıntıların sonu aydınlıktır. Olaylar karşısında hiçbir zaman ümitsizliğe, karamsarlığa, bunalıma düşmemeli; ruhumuzu bir karamsarlık ve üzüntü çölü haline getirmemeliyiz. Ümidini kaybetmeyen insanlar mutluluğa hak kazanırlar."

    -------------------------------------------

    KONU: "DÜŞMAN KARINCA OLSA, KENDİNİ MERDANE TUT.
    Ana fikir: Düşman ne kadar zayıf olursa olsun küçümsenmemelidir.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "Ne kadar güçlü ve mükemmel bir insan olursak olalım, tedbiri hiçbir zaman elden bırakmamak gerekir. Çünkü, yakınımızda veya uzağımızda bizi çekemeyenler, kuyumuzu kazmak isteyenler olacaktır. İyilerin ardında uğursuz bir gölge g.b. sinsi kötülerin var oluşu, dünyanın olağan hallerinden ve insanlığın kaderindendir. Çabalarımız, ideallerimiz ve düşüncelerimizle bunu değiştiremeyiz.
    Hayatta başarılı insan olabilmek için her tür şanssızlığı, aksiliği hesaplamalı, her şeyi akıl terazimizde ölçüp tartmalı, çevreye karşı daima uyanık durmalıyız. Ne kadar iyi olursa olsun hiç kimse, "benim düşmanım yoktur" diye övünemez. Sinsi emellerin, kara niyetlerin barınağı çok zaman kesinlikle saptanamaz. Ayrıca, kendi seviye ve kuvvetimizin aşağısında olan düşmanlarımızı küçümsememek gerekir. Düşmanın ve iftiranın büyüğü küçüğü olmaz; insanı olmadık yerlerde, olmadık zamanlarda güç durumda bırakabilir. O halde, başarı ve mutluluk yolunda sağlam ve azimli adımlarla ilerlerken, gözlerimizi ideallerin ışığı kamaştırmamalı; ilerlediğimiz yola ve yoldakilere dikkat etmek, başkalarının bizi ezmelerine hiçbir şekilde fırsat vermemek başlıca prensibimiz olmalıdır. Kuşkulandığımız ufak bir hareket, söz veya kişi karşısında düşünmeli, tedbirli olmanın yollarını aramalıyız."

    KONU: "EDEBİ, EDEPSİZDEN ÖĞREN."
    Ana fikir: Edepsizin hareketleri, bu tür davranışların çirkinliğini ve yakışıksızlığını gözler önüne sererek edepli davranmanın yollarını kendiliğinden öğretir.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "Bütün eğitim çabalarının, toplum ve ahlâk yasalarının gayesi nedir? İnsanı faziletli, dürüst, terbiyeli bir kişi olarak topluma kazandırmak, doğruya, güzele yöneltmek... Aldığı eğitimi sindirmiş bir insan, neyin iyi, neyin kötü olduğunu kolaylıkla ayırt edebilir. Terbiye görmemiş, ahlaken eğitilmemiş kişiler kendi çaplarında birer zavallı oldukları gibi, toplum için de birer yüz karasıdırlar. Onlar, sadece kendi duygularının ve içgüdülerinin kanunlarına uyarlar. İşlerine gelmeyen durumlarda kimseye aldırış etmeden türlü edepsizlikler yaparlar. Hatta zaman zaman gülünç bir üstünlük kompleksine kapılan bu basit ve zavallı kişiler,kendilerini oldukları gibi görmeyi bir türlü beceremezler. Ne derece iğrenç ve çirkin hallere düştüklerini bir kavrayabilseler!
    Toplumun örf, âdet ve geleneklerine ters düşen, ahlâk kavramlarıyla bağdaşmayan, insanî duyguları yaralayan bu tür davranışlar, bütün his ve vicdan sahibi insanlar tarafından kınanır ve kabul edilemez bulunur. Kendi şahsî çıkarları uğruna başkalarına haksızlık eden, bu amaçla her türlü yalan ve hileye başvuranların korkunç gayretleri karşısında aklı başında hangi insan "edepsizlik ve haksızlık etmenin aşağılaştırıcı bir durum" olduğunu düşünüp de buna tepki göstermez! Toplum içinde şirretlik ve saygısızlık eden insanların hali hangimizde küçümseme duygusu uyandırmaz? Hangimizi toplum kurallarına uyma yolunda dolaylı olarak uyarmaz? Erdemli insan, bayağı insanların çirkin davranışlarından kendine bir ibret ve tecrübe payı çıkaran kimsedir."

    alıntıdır

  2. #2
    ReformTürk Yöneticisi Mustafa Uyar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    10 Eylül 2006
    Yer
    Ilgın, Konya
    Mesajlar
    13,663
    Tecrübe Puanı
    100

    Standart Yanıt: Kompozisyon Örnekleri

    KONU: "EL AĞZINA BAKAN, KARISINI TEZ BOŞAR."
    Ana fikir: Başkalarının sözüyle hareket edenin yuvası yıkılır, işi bozulur.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "Safiyet, bönlüğe kaçmamak şartıyla erdemli insana yaraşır; ayrı bir hava ve manevî bir güzellik katar. Ama bu safiyet bönlüğe varınca, birçok belânın, başa gelen gülünç durumların sebebi olur. Böyleleri çevrelerinde "aptal" olarak nitelendirilir. Her şeye, her söze çabuk kanmaları ve bu yüzden yanlış davranışlarda bulunmaları yüzünden daimî bir alay ve eğlence konusu olurlar. Hele muziplerin ve kötü niyetlilerin oyunları yüzünden türlü hayal kırıklıklarına uğrarlar.
    Bu dünyada, iyi niyetli ve saf insanların yanında, kötü fikirli, kıskanç insanlar da vardır. Böyleleri, faydalı işler yapmazlar. Bu insanlar kendi işlerine bakmaz, çevrelerini incelerler. Ama iyi gözle mi? Hayır, sadece huzur bozucu bir şey bulmak, dedikodu ve iftira yapmak için. Onları böyle davranışlara iten dürtünün gerçek sebebi kesin olarak saptanamaz. Kötü insanlar için kötülük etmek bir zevktir. Böyleleri bazen öyle sinsi ve ustalıkla hareket ederler ki, bunlara yalnız yukarıda bahsettiğimiz bönler değil, akıllı geçinen insanlar bile kapılır.
    Yaşamak ve çevreyle bağdaşmak kolay bir iş değildir. Bugün kurduğumuz düzende kendi yakınlarımız arasında kimseye zarar vermeden mutlu olabiliriz; birtakım başarılar elde ederek övünebiliriz. Ama her zaman için üzerimizde kem bakışlar vardır; farkında olmayız. Bir gün, bu kem bakışların sahibi dost kılığına girip, sırf mutluluğumuzu ve basanlarımızı kıskandığı için bizi fark ettirmeden zehirleyebilir; içimize şüphe canavarını sokabilir. Hani, bazen zehiri altın kupada sunarlarmış. O da öyle, gözümüzü kamaştırıp ruhumuzun derinliklerine inerek zehirini salabilir. Bu durumda telâşa kapılmak, bizi büyük felâket ve kayıplara sürükler. Yapmamız gereken şey, çevremizdekilerle dostluk kurarken çok dikkatli olmamız, hiçbir şeyi mantık süzgecinden geçirmeden kabul etmememizdir.
    Bizi her türlü hainliğe karşı koruyacak en büyük silâh, mantık ve düşüncedir. Aksi halde yersiz şüpheye kapılıp çevrelerine ve kendilerine zarar verenler, fesat yapanlar kadar suçludurlar."

    ---------------------------------------

    KONU: "ELDEN GELEN ÖVÜN OLMAZ."
    Açıklama Yapmak İçin İzlenecek Yol:
    Açıklamamızın amacı; insanın başkalarına muhtaç olmadan yaşayabilmesinin en büyük mutluluk olduğudur. Buna göre düşünce düzenini şöyle kurabilirsiniz.
    1 - Yaşamak için gereken çaba;
    2 - Başkalarına muhtaç olmanın zararları;
    3 - İnsanın kendi ihtiyaçlarını sağlayabilmesinin faydaları;
    4 - Örnekler;
    5 - Sonuç.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "Hayat mücadelesine girişen herkes mutluluk, rahat ve güven içinde olmak istiyorsa tüm gücüyle çalışmalı; ekmeğini taştan çıkarmasını bilmelidir. Başkalarının sırtından geçinmeye kalkışmak, onlardan yardım beklemek insana düzenli ve normal bir hayatın mutluluğunu sağlamaz. "Her koyun kendi bacağından asılır" derler. Dolayısıyla herkes yaşamak için kendi çapında bir çaba göstermelidir.
    Geçimde başkalarından yararlanmak insanı sıkıntılardan kurtarmaz. Bu durumda, insanın istediği şeylere istediği anda kavuşması mümkün olmaz. Başkaları hiçbir zaman bizi kendimiz kadar düşünemez, ihtiyaçlarımızı gereği kadar bilmezler.
    Akıllı ve gururlu bir insan için hayatta hiç kimseye muhtaç olmadan yaşamak, kendi kendinin efendisi olmak, istediği şeylere, istediği anda kendi iradesiyle erişebilmek, başarıların en şereflisi ve en güzelidir."

    ----------------------------------------
    Kaynak: ReformTürk http://www.reformturk.com/kompozisyon-ornekleri/58880-kompozisyon-ornekleri.html#post120356

    KONU: "EL YUMRUĞUNU YEMEYEN KENDİ YUMRUĞUNU BOZDOĞAN ARMUDU SANIR."
    Ana fikir: Başkasından dayak yemeyen, kendi attığı dayağın acısını takdir edemez.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "Hayat bir mücadeledir. Bu mücadelede pısırık ve güçsüz olanlar yenilmeye mahkûmdur. Hak verilmez, alınır derler. Huzurun yaratılmasında, adaletin gerçekleşmesinde insanların şahsî çabalarının ne derece rol oynadığı bu sözde kuvvetli bir şekilde belirtilir. Hayat denilen bu mücadele alanında garip bir üstünlük ve kuvvetlilik kompleksi içinde olan zorbaların sayısı azımsanamaz. Bunlar, gerçek "hak" kavramından ve insanî duygulardan yoksundur. Hak etmek, onlar için istemek; elde etmek doğal bir sonuçtur. Bunlar, karşılarındaki™ düşünmezler. Kendi kaba kuvvetlerine, kapris ve ihtiraslarına güvenirler. Kendilerini bu dünyanın hâkimi sanırlar; astıkları astık, kestikleri kestik olsun isterler. Karşılarına zayıflar çıktıkça, onlar bu çirkin davranış ve emellerinde daha bir direnirler; daha bir zâlim ve acımasız olurlar. Bu durum hep böyle devam edecek sanırlar. Üstelik, bu olumsuz davranışlarıyla övünür ve gururlanırlar. Bir gün, karşılarına kendilerinden daha kuvvetli olan birisi çıkar, hadlerini bildirir. O zaman neye uğradıklarını şaşırarak kaçacak delik, öpecek el ararlar. Zorbalığın ve haksızlığın ne kadar fena bir şey olduğunu anlar, belki de pişman olurlar ama ne fayda! İş işten geçmiş olur."


    -----------------------------------------

    KONU: "EVDEKİ HESAP ÇARŞIYA UYMAZ."
    Açıklama Yapmak İçin İzlenecek Yol:
    Açıklamamızın amacı; tahminlerimizin, kendi kendimize yaptığımız plânların bazen gerçeklerle uyuşmaması, bu yüzden çok defa umduklarımızla karşılaşamamamızdır. Buna göre şöyle bir düşünce düzeni kurabilirsiniz:
    1 - Gerçekleri tanımayan insanın hayata karşı tutumu;
    2 - Umutlar ve tahminlerle gerçeklerin çatışması;
    3 - Konuyla ilgili örnekler;
    4 - Sonuç.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "Hayatta ne derece tecrübe kazanmış olursak olalım, genellikle hepimizde gerçeklerin soğuk katılığını yumuşatma eğilimi vardır. Bu herhalde, insanların, her şeyin kendi istekleri doğrultusunda gerçekleşmesini beklemesi eğiliminden kaynaklanıyor olsa gerektir. Bu sebeple, kendi köşemizde,- kendi kendimize yapacağımız hesaplarda ve yorumlarda her zaman için yanılabiliriz. Kendi dünyamızda türlü şekillerle hayal ettiğimiz gerçekler hiç ummadığımız bir çetinlikle karşımıza çıkabilir; bizi yenilgiye, hayal kırıklığına uğratabilir.
    Hayatta birçok insanın içine düştüğü bunalımlar hep bu, "evdeki pazarın çarşıya uymaması" yüzündendir. Ne kadar olgun ve akıllı olursak olalım, hayatın karşımıza çıkaracağı sürprizlerin hepsini kavrayamayız.
    Bu yüzden çeşitli kötü ihtimallere karşı hazırlıklı olmalı, plân ve düşüncelerimizde katı sınırlar yerine esnek bir ihtimal payı bırakmalıyız."

    ------------------------------------------

    KONU: "FAKİRLİK AYIP DEĞİL, TEMBELLİK AYIP."
    Açıklama Yapmak İçin İzlenecek Yol:
    Açıklamamızın amacı; tembelliğin ayıplanacak, hor görülecek bir durum olduğudur. Bu amacı yansıtırken fakirlik ve tembelliği kıyaslayacaksınız. Düşünce düzenini şöyle kurabilirsiniz:
    1 - Fakirlik (çevrede bıraktığı etki);
    2 - Fakirlikle, insan karakteri ve şartlar arasındaki ilişki (yani
    fakirliğin insan iradesine bağlı olup olmadığı);
    3 - Tembelliğin çevrede bıraktığı etki;
    4 - Tembelliğin insan iradesine bağlı olup olmadığı;
    5 - Tembelliğin zararları (tembellik - fakirlik ilişkisi);
    6 - Tembelliğin hangi yönden ayıplanacak bir durum olduğu;
    7 - Sonuç.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "İnsan yaradılışında var olan küçümseme duygusu, nedense fakirliğin sefil görünümü karşısında hemen kımıldanır ve fakirler aşağı görülür. Aslında bu uygun ve doğru bir davranış değildir. Ancak, gerçek anlamda aşağılık duygular ve mizaçlar hor görülebilir. Fakirlikle insan iradesi arasında bir ilgi kuramadığımız gibi, fakir olma halini her zaman insan karakterine mal edemeyiz. Yani hiç kimse kendi isteğiyle sefil ve perişan duruma düşmez. İnsanları böyle acı durumlara iten şartlardır, bilgisizliktir. Bu durumda olan insanlara karşı takınmamız gereken tavır, onlara in sanca el uzatmak olmalıdır.
    Toplumda zararlı bir kitle vardır; tembeller... Tembellik insan ruhunun uyuşması ve paslanması demektir. Fakirliğin aksine tembellik, insan iradesine bağlı bir haldir; bir çeşit alışkanlıktır. Bunu kendilerine mal eden insanlar ne kendilerine, ne de başkalarına faydalı olurlar. Dostları bile onları "yüz karası" olarak nitelendirir. Gerçekten tembellik, varlığının anlamını bile bile yitirmek olduğundan yüz karasıdır; ayıplanacak ve hor görülecek bir haldir."

    --------------------------------------------

    KONU: "FAYDASIZ BAŞ MEZARA YARAŞIR."
    Ana fikir: Hiç kimseye faydası dokunmayan, yararlı işler yapmayan insanın yaşaması bir anlam taşımaz.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "Kültürlü ve olgun insan, topluma ve insanlığa faydalı olma yolunda sorumluluk taşıyan kimsedir. Her insanın kendi çevresinde; kendi çapında faydalı olabileceği işler vardır. Bunu anlayabilmek ve yapmak insanî meziyetlerimizin başında gelir. Ne kendilerine, ne de başkalarına faydalı olmayan kişiler, toplum içinde birer parazit gibidir. Hayvanların bile doğa düzeninde bir ahenk yaratmak için kendi çaplarında çaba gösterdikleri şu dünyada, boş bir kalıp gibi yaşamak manen ölmek demektir. İnsanî yaşama, sadece yeme, içme, nefes alma işlemlerinden ibaret değildir. Kendimizden başlayıp aile çevresinden bütün insanlığa karşı gittikçe genişleyen görevlerimiz vardır. Bunlara sırt çevirmek, vurdumduymazlık etmek, ancak eğitimden, insanî değerlerden yoksun insanların harcıdır. Böyle insanlar, hiç kimse tarafından sevilmez ve sayılmazlar; hattâ birer şahsiyet olarak dahi kabul edilmek istenmezler. Bu manevî afaroz, gurur ve şahsiyet sahibi insanlar için ölümden de beterdir. Şu geçici dünyada gerçekten yaşadım diyebilmek için, faydalı işler yapmak, eserler yaratmaya çalışmak gerekir. Böyle bir çaba, hem kendimizi, hem de çevremizdekileri yüceltir."

    ---------------------------------------------

    Ana fikir: Göz önünde olmayan kimse zamanla unutulur.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "Bize en zor gelen şeylerden biri de, sevdiklerimizden isteyerek veya istemeyerek aynlmamızdır. Bazen ayrılmak bir zorunluluk olduğu için isteyerek ve istemeyerek sözlerini kullandım. Ayrılıklar insanı alışkanlıklarından kopardığı ve ruhumuzda bir boşluk yarattığı için oldukça sarsıcıdır. Herhangi bir sebeple bizden uzak düşen sevdiğimizin özlemi ile günler dayanılmaz bir hal alır; onsuz yapamayacağımızı, özlemine katlanamayacağımızı sanırız. Her geçen gün, araya çekilmiş bir set gibi gelir. Mücadeleyle geçen hayatta bizi oyalayacak o kadar çok şey ve yapmamız gereken o kadar çok iş vardır ki ister istemez kendimizi bunlara kaptırırız. Ayrılma acısına dayanamayacağımızı sandığımız insanın hayali ve düşüncesi gittikçe uzaklaşır. Gerçekçi insanlar için bu doğal bir haldir; unutmak değildir bu; hayatı, iyi-kötü her yönüyle kabul etmek, ona ayak uydurmaktır.
    Bir de hercai yaradılışta olanlar vardır. Sevdikleri yanlarında olduğu zaman gözleri başkasını görmez. Ama, bir ayrılmaya görsünler; başkalarının güzellik ve cazibesine kendilerini hemen kaptırıverirler. Yeni tanışmaların esrarlı çekiciliği içinde, uzakta kalan aranmaz olur.
    Bazıları da yalnız kendileri için yaşıyor gibidir. Daima içlerine kapanık ve dalgındırlar. Bunlar kolay kolay insan kıymeti bilmezler. Birilerine bağlanma isteği duymadıkları gibi ayrılık acısı da çekmezler. Giden gitmiştir. Onlara ne?.. Bazı insanlarsa, başkalarıyla yalnız kendi çıkarları için ilgilenir, dostluk ve samimiyet gösterilerinde bulunurlar. Ama o insanla olan çıkar bağı ortadan kalkmaya görsün hemen gerçek yüzlerini belli eder, dostlarını arayıp sormayı akıllarına bile getirmezler. Bu, onlar için gereksiz bir şeydir.
    Her şeye rağmen, insanda "sadakat" adı verilen bir duygu vardır. Kim ve nerede olursa olsun, sevdiğimiz insanı unutmamak... Bazı kaba gerçekçiler, bu sadakat sözünü duydukları zaman burun kıvırır, bunun yeryüzünde olmadığını söylerler. Tarihte büyük yankılar yapan ölümsüz aşklar düşünülsün, dostluklar hatırlansın hele... İnsan kalbi hor görülecek bir şey değildir. O bazen ölümsüzlüklerin, göz kamaştırıcı değerlerin ve duyguların barınağı olur. Hiçbir ayrılığın unutturamadığı aşklar vardır. Her türlü güç şartlar içinde seven ve sevmesini bilen insanlar vardır.
    Bu sebeple, "Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur" sözünü kullanırken çok dikkatli olmak gerekir. Çünkü, geçerli olduğu yerler de vardır, geçerli olmadığı yerler de..."

    -----------------------------------------------

    Anafikir: İyi, mükemmel işleri ve eserleri kötülemekle onların değerlerini düşürmek mümkün değildir.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "Haset, mutlaka yenilmesi gereken en kötü huylardan biridir. İnsana bir şey kazandırmadığı gibi, iyiye, güzele ve mükemmele doğru atılan adımları da köstekler; etrafa kötülük ve mutsuzluk saçar. İyi, güzel, doğru ve mükemmel olarak kabul edilen eserlerin veya insanların karşısına karanlık ve olumsuz düşünceleri olan kimse veya kimseler mutlaka çıkabilir. İnsanlık için büyük tehlike olan kötü niyetli kişi ve düşünceleri bütün cepheleriyle bilmek, değerlendirmek ve onlarla mücadele etmek büyük önem taşır. İlerlemeler bu mücadelenin lâyıkıyla gerçekleştiği nokta dan başlar. Şüphesiz insana en büyük nimet olan akıl ve muhakeme, bu imkânı sağlar.
    Kaldı ki, iyi, doğru ve mükemmel olan bir şeye kara çalmak, onu değersiz ve kötü göstermek mümkün değildir. Sağlam bir muhakemeye, kuvvetli bir anlayışa dayanan, mükemmel olan bir şey, bir an için karanlık düşüncelerin sisiyle perdelense bile, kendi doğal kanunları gereğince eninde sonunda, gün yüzüne pırıl pırıl haliyle çıkacaktır. Zavallı bir akıl, iftiralar, karşı fikirler, dayanağı olmayan yetersiz ithamlarla boşa vakit geçirmekten başka bir şey yapamaz. Bu ezelî ve ebedî bir kanundur; mükemmel basite, iyilik kötülüğe, aydınlık karanlığa üstün gelecektir."
    KONU: "İŞLEYEN DEMİR IŞILDAR.
    Açıklama Yapmak İçin İzlenecek Yol:
    Açıklamamızın amacı; insanın yükselebilmesi için daima çalışması gerektiğidir. İlkokul sıralarından beri size hep çalışmanın faydalarından söz edilir. Bunun ne kadar önemli bir şey olduğunu herhalde tahmin edersiniz. Buna göre şöyle bir düşünce düzeni kurulabilir:
    1 - Çalışmanın değeri;
    2 - Çalışma - karakter ilişkisi;
    3 - Çalışmanın faydaları ve insana sağladığı kazançlar;
    4 - Örnekler;
    5 - Sonuç.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "Çalışmak, ruhu birtakım bunalımlardan kurtaran, insanı yükselten ve manevî kurtuluşa götüren olumlu bir Çabadır. İnsanlık bilincine varan, varlığını kabul ettirmek isteyen, olgun bir hayat anlayışına sahip insan çalışmanın kölesi, zorlukların ve başarıların efendisidir.
    İnsan ruhunda gizli olan yaratıcı değerler ancak çalışma yoluyla verimli ve faydalı somut eserler olarak ortaya çıkar. İnsanlığın teknik, sanat ve bilim alanındaki ilerlemeleri, ferdî çalışmaların bir toplamıdır. İnsanlar çalışmanın değerini bilmeyip bu sonsuz merdivenin basamaklarında yükselme çabası göstermeselerdi, bugün ilkel bir hayat yaşamaktan kurtulamayacaktık. Çalışma insanın görüş, duyuş ve yaşayış ufuklarını açar. Bunun sonucu olarak insan yükselme yolunda büyük bir güç ve manevî huzur kazanır.
    Çalışmayan insanlar, düşünmekten, duymaktan, çevresine faydalı olmaktan uzak birer boş kalıptırlar. Bunlar, topluluk için zararlıdır. Tembellik ancak kişiliksiz insanların harcıdır. İnsanı maddî-manevî felakete sürükler. Nasıl bir demir işlemez ve durduğu yerde paslanırsa, kendi çapında bir şey yapmak, kendine ve çevresine faydalı olmak için çaba göstermeyen insan da çürümeye aday demektir.
    Yaşamaktan zevk almak, kendi çapımızda yarattığımız eserlerle kişiliğimizi kazanmak ve hayat yolunda başarı sağlamak istiyorsak, kılavuzumuz çalışmak olmalıdır."

    -----------------------------------------

    Ana fikir: Kaybedilen şeyler insana olduğundan daha değerli gözükür.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "En büyük zaaflarımızdan biri; elimizin altında olan şeyleri ve yakınımızda bulunan insanları zamanında gereğince değerlendirip kıymetini takdir etmememizdir. Bu belki de alışkanlıklarımızın yarattığı bir vurdumduymazlıktır. Her gün gördüğümüz ve görmekle bildiğimizi sandığımız şeyler üzerinde düşünmek aklımıza bile gelmez. Aradıklarımız çok kere avuçlarımızın arasındayken uzaktaki hayallerin peşinde koşarız. Bu, yenilikler arayan ve doymak bilmeyen ruhumuzun bir oyunu olsa gerek!
    Hatalarımızın sonucu veya kaderin bir sillesiyle elimizdekileri kaybettiğimiz zaman, önce acı çırpınışlarla ağlar, yıkılır, sudan çıkmış bir balık gibi ne yapacağımızı şaşırarak kaybedilen üzerinde ilk defa düşünürüz. En ufak meziyetler, iyilikler, güzellikler abartıcı muhayyelimizin dev aynası önünden geçtikçe, akıl almaz bir şekilde büyür; sonsuz bir kıymet kazanır. Yersiz, zamansız ve anlamsız bir değerlendirmedir bu. Sanırız ki, hayatımızın bütün anlamı, servetimiz, neşemiz, umudumuz bu kaybedilen şeydedir. Ondan sonra bir karamsarlık ve yakınıp dövünme başlar.
    Ne olur, bütün bu gösterileri bir yana bıraksak; samimî ve dürüst olsak! Elimizdekilerin kıymetini zamanında ve dürüst bir şekilde değerlendirsek!.. Daha mutlu olmaz mıyız?"

    ------------------------------------------

    KONU: "NE EKERSEN ONU BİÇERSİN."
    Açıklama Yapmak İçin İzlenecek Yol:
    Açıklamamız, karşılaştığımız iyiliklerin veya kötülüklerin kendi niyet ve hareketlerimizin birer sonucu olduğunu yansıtmalıdır. Bu nedenle, düşünce düzenini şöyle kurabilirsiniz:
    1 - İnsanın yaptığı iyi ve kötü davranışlar;
    2 - İyiliğin iyilik, kötülüğün kötülükle karşılaşacağını bilerek
    amaçlarımızı kontrol etme zorunluluğu;
    3- Örnekler;
    4 - Fikir ve görüşlerin derlenmesi,
    5 - Sonuç.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "Bu dünyada herkes yaptığının karşılığını bulur. Kötüler er geç cezalarını çekerler. İyiler ise, türlü şekil ve yollarla mükâfat görürler. İyi niyetle attığımız her adım, yaptığımız her iş, er geç yüzümüzü güldürecektir.
    Birçokları, karşılaştıkları zorluklardan, kötü ve sıkıntılı durumlardan yakınır dururlar. Oysa tüm kötülüklerin ve acı gerçeklerin ilk tohumu insan ruhuna atılır. Yalnız kendini düşünmenin ve bencilliğinin ihtirasına kapılan insanoğlu, dünyayı kendi arzularını fazlasıyla doyurabileceği bir ganimet alanı sanır. Vicdan, irade ve eğitim, o büyük güçlerini göstermediği sürece kötülükler kara bir bulut gibi sarar dünyamızı.
    Bazen işlerimizin gönlümüzce olmadığına, çabalarımızın meyvelerini alamadığımıza üzülürüz. Bunların gerçek nedenleri üzerinde duracağımıza koyu bir karamsarlığa kapılırız. Hayatta atılan ilk adımlar, sonuçları bakımından çok önemlidir. Bu nedenle hayatta, her türlü alanda ilk adımları atarken çok dikkatli olmalıyız. Yersiz düşüncelerle, yanlış davranışlarla çevremize, dolayısıyla da kendimize zarar vermekten kaçınmalıyız. Başkalarının bize karşı iyi niyetli olmalarını istiyorsak önce kendimiz iyi
    olmalıyız. Önemli olan da budur.
    Her birey kendi içindeki kötülük tohumlarını yok etmeyi başardığı takdirde, bu dünyada kötülük denen şey de ortadan kalkacaktır."

    --------------------------------------------

    KONU: "SÜTTENAĞZI YANAN
    YOĞURDU ÜFLEYEREK YER."
    Açıklama Yapmak İçin İzlenecek Yol:
    Açıklamamızın amacı; bir insanın tedbirli olması için bir tecrübenin yeterli olabileceğidir. Şu gerçektir ki, en fazla takdir ettiğimiz, hayran olduğumuz insanlar da, olgunluklarını zamanla kazanmışlardır. Buna göre düşünce düzeninizi şöyle kurabilirsiniz:
    1 - İnsanların, hayata yeni atıldıkları anki tutumları;
    2 - Gerçeklerin ve tecrübelerin insanın olgunlaşmasındaki ro
    lü ve önemi;
    3 - Sonuç.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "Genellikle insanlar hayata atılmadan önce, gerçekleri kendi dünyalarının pembe tülleri arasından değişik bir gözle görürler. Masum bir eğilimle, birçok olay karşısında kayıtsız ve tedbirsiz davranırlar. Umulmadık zorluklar, kaderin cilveleri, hayatın acı gerçekleri, büyük bir gevşeklik içindeki insanı bu pembe dünyadan sıyırır. İnsan yaşadığı tecrübeler nedeniyle acı çekerek gerçeği öğrenir.
    Birtakım kayıtsızlıklar ve düşüncesizlikler sonucunda yaşanılan hayat darbeleri insana yavaş yavaş tedbirli olmayı öğretir. Herhangi bir alanda kazanılan tecrübe, insanın görüşlerini, duygularını ve bütün davranışlarını etkiler. Bu durumda insan, en basit işlerde bile adımlarını daha dikkatli ve sakınarak atmaya çalışır, insanın, azim ve çalışmasının yanı sıra tecrübe yönünden de olgunlaşması, onun hayata daha iyi uyumunu sağlar.
    Her işte tedbirini önceden alan, ihtiyatlı davranan bir kimse kolay kolay yenilmez, hayal kırıklığına uğramaz. Ezilmeden yaşamak isteyenler için bu, en büyük kazançtır."



    KONU: "TATLIDİL YILANI DELİĞİNDEN ÇIKARIR."
    Açıklama Yapmak İçin İzlenecek Yol:
    Açıklamamızın amacı; tatlı dilin bütün güçlükleri yenecek bir etki gücüne sahip olduğunu yansıtmaktır. Tatlı dilli insanlar karşısında tutumunuzu göz önüne getirerek şöyle bir düşünce düzeni kurabilirsiniz:
    1 - Tatlı dilin tanımı;
    2 - Tatlı dilli insanların ruhî durumları;
    3 - Tatlı dilli insanların hayattaki kazançları, başarıları;
    4 -Tatlı dilli insanlarla dili sivri insanlar karşılaştırılarak örnek
    ler verilebilir;
    5 - Sonuç.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    'Tatlı dil, muhatabı ruhen etkileyecek tarzda, yumuşak, ikna edici, okşayıcı konuşma şeklidir. Tatlı dil, bütün gücünü ruhtan alır. Ruhu iyilikler, güzelliklerle dolu olan, fazilet sahibi bir kimsenin dili de kendiliğinden tatlı olur. Tatlı dil ve güler yüz, ruh asaletinin sevimli belirtileri ve görünümleridir. Tatlı dilli insanlar bu özellikleriyle çevrelerindekileri arkalarından sürükleyecek çekici bir etkiye sahiptirler.
    Ne kadar kötü olursa olsun, tatlı dil karşısında yumuşamaya-cak insan kalbi yoktur. İyiliğin o güçlü silahıyla bütün kötülükleri yenip ortadan kaldırmak ne güzel bir şeydir!.. Bu yüzden tatlı dilli insanlar, çevrelerinde sevilir, sayılır ve itibar görürler. Ruhî asaletin temel taşlarından olan sabır ve hoşgörü, tatlı, yumuşak bir ses tonuyla işbirliği ettiği zaman aşılmayacak hiçbir engel, yenilmeyecek hiçbir zorluk yoktur. Çevrenizde nice çirkin insanlar vardır; tatlı dilleriyle herkesi kendilerine hayran bırakırlar. Dil. bilinç ve iradeyle kullanılması gereken bir organdır; kendi başına bırakıldığı zaman her dönüşünde bir kalp kırar; .birçok yıkımlara sebep olur. Dilin bu sonsuz etki gücünden dolayıdır ki, "dil yarası yaraların en derinidir" denilmiştir.
    İçimizde gür bir sevgi, şefkat ve merhamet kaynağı bulunduğu sürece kendiliğinden tatlılaşan dilimiz, hayatın güçlüklerini yenmede, insanları ikna edebilmede en büyük yardımcımızdır."

    ---------------------------------------------

    KONU: "TERZİ SÖKÜĞÜNÜ DİKEMEZ."
    Ana fikir: Başkaları için çalışmaktan, insan çok zaman kendini ihmal eder.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "Şüphesiz; hiçbir insanın karakteri birbirine benzemez. Yalnız kendi çıkarlarını düşünen insanların yanı sıra, yakınları ve çevresindekiler için çırpınan, içi insanlık sevgisi ve yardımlaşma duygusu ile dolu fedakâr insanlar da vardır. Bunlar başkaları için çalışmayı kendilerine temel görev sayarlar; hemen herkesin her işine koşarlar. Hatta geçimlerini bile, başkalarına yaran olan işleri yapmakla sağlarlar. Bu insanların, kendilerinin de hayret ettikleri bir yönleri vardır: Kendilerini ihmal etmeleri, başkalarına ayırdıkları kadar olsun, kendilerine zaman ayırmamaları.
    Çalışmak, başkalarına yararlı olmak, başkalarının mutluluğu için çalışmak güzel bir şey. Hatta insanlığın şartlarından... Ama unutmamalıdır ki, öz benliğine karşı görevlerini yapmaktan kaçınmak veya bunları lüzumsuz görmek, insanın kendi şahsına karşı saygısızlık etmesi demektir. Tam manasıyla kendi şahsına yararlı olmayan bir insanın başkalarına yararlı olmak için çaba harcaması sunî bir gösteriş merakıdır."

    --------------------------------------------

    KONU: "YAZIN BAŞI PİŞENİN KIŞIN AŞI PİŞER."
    Açıklama Yapmak İçin İzlenecek Yol:
    Açıklamamızın amacı; ekmek parası kazanmak için çalışmak ve yorulmak gerektiğidir. Buna göre çalışma düzeni şöyle kurulabilir:
    1 - Geçim için çalışma zorunluluğu;
    2 - Çalışan insanların kazancı;
    3 - Örnekler;
    4 - Fikir ve görüşlerin derlenmesi; sonuç;
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "Her mutluluk, her geçim rahatlığı; sıkı, sürekli ye yorucu bir çalışmanın sonucu ve mükâfatıdır. Zamanında çalışmayan, elindeki fırsatları değerlendirmeyip vakit geçiren insanlar, geçim sıkıntılarından kurtulamazlar. Bunlar, başkalarının sırtından geçinmeye alışmış zararlı kişilerdir.
    Bin bir zorlukla dolu olan hayatta ekmek parası kazanmak zannedildiği kadar kolay bir iş değildir. "Ekmek aslanın ağzında" deyimi bu zorluğu çarpıcı bir benzetmeyle vurgular. Geçim yolunda herkes kendine göre bir çaba, bir gayret gösterecektir. Her işin yapılmasını gerektiren bir zaman vardır. Bu zamanda keyfimiz ve arzumuz dışında çalışmak belki bize ağır gelebilir. Bunun sonucu, geçim için başkalarına muhtaç duruma düşebiliriz. Onurlu kişiler hiçbir zaman böyle durumlara düşmek istemezler.
    Bu nedenle insan, çalışmasını gerektiren şartların güçlüğü karşısında yılgınlığa kapılmadan var gücüyle çalışmalıdır. Tarlada çiftçi, yazın güneşin altında; fırıncı, ateşin karşısında; madenci, toprağın derinliklerinde; gemici, fırtınalı denizlerde hep aynı amaç, geçinmek için çalışır. Ne mutlu kendi emeğiyle geçinenlere."

    -------------------------------------------

    KONU: "YALANCININEVİ YANMIŞ, KİMSE İNANMAMIŞ."
    Ana fikir: Yalan söylemeyi alışkanlık haline getiren insan, doğruyu söylese de kendisine inanılmaz.
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "Yalancılık çok kötü bir huydur; er geç ortaya çıkar ve yapanı güç durumda bırakır. Boşuna söylememişler; "Yalancının mumu yatsıya kadar yanar" diye. Bazı insanlar kötü bir huy olduklarını bildikleri halde yalan söylemekten zevk duyarlar. Öyle ki, yalan söylemek onlar için yeme - içme gibi alışılagelmiş tabiî bir şeydir. Bu insanların çevrede bir tek adları vardır: "Yalancı!" Onlar bol keseden yalan söyleye dursunlar, çevrelerindekilerin kendilerine kıs kıs güldüğünün farkında dahi değillerdir. Garip bir aldanış ve vurdumduymazlık içinde bu kötü huylarına devam ederîer.
    Çevresindekiler onun hiçbir yalanına kanmasa da, çoğu kez bunu yüzüne vurmaz ve inanmış gözükürler. Ancak, yalancı da bir insandır. Onun da başkalarının yardımına ihtiyaç duyduğu sıkıntılı anları vardır. İnsanın adı bir kere yalancıya çıkmaya görsün, hiçbir sözüne inanılmaz. Ne kendisine, ne de sözüne değer verilir. Bu hal, yalancıya giderilmesi imkânsız zararlar verebilir. Kendimizi böyle durumlara düşürmek istemiyorsak, hiçbir şekilde yalan söylemeye alışmamalıyız."

    ----------------------------------------------

    KONU: "YOĞURDUM KARADIR DİYEN OLMAZ."
    Açıklama Yapmak İçin İzlenecek Yol:
    Açıklamamızın amacı; herkesin kendi işini ve ürününü beğe-- olmasıdır. Buna göre düşünce düzenini şöyle kurabilirsiniz:
    1 - İnsanlardaki kendini üstün gösterme eğilimi;
    2 - Bu eğilim nedeniyle yaptığı işi ve ürününü övme;
    3 - Bu davranışın zararları (uygun örnekler verilebilir).
    ÖRNEK ÇALIŞMA:
    "Garip bir tabiatı vardır insanın; bildiğinin doğruluğuna, işinin mükemmel olduğuna bazen körü körüne inanır. Bazen de rtata ve kusurlarını bile bile üstünlükten dem vurur. Siz ne kadar onu uyarmaya, yanlışlarını ve hatalarını göstermeye çabalarsanız çabalayın, o bu tutumundan vazgeçmez.
    Şöyle bir çarşıyı dolanmaya kalksanız, satıcıların avaz avaz mallarını övme çabasında olduklarını görürsünüz.
    Herkes, kendi malının üstünlüğüne, kalitesine inandırmaya çalışır sizi. Aslında kendi de bilir malının gerçek değerini ama bu şekilde hareket etmek, satıcılığın karakteristik özelliklerinden biri olagelmiştir. Çevrenize şöyle bir göz atın; aynı tutumu herkeste göreceksiniz.
    Elbette ki bu, doğru ve ideal bir tutum değildir. Herkesin kendi malını ortaya sürmeye; bir çeşit göz boyamaya kalkıştığı şu dünyada malın iyisini seçebilmek için sağlam bir sezgiye ve akla sahip olmamız gerekir. İnsanların bu yolda olgunlaşmaları da eğitimle olur.

    ------------------------------------------------

    KONU: YAŞ KESEN, BAŞ KESER.
    Ağaçlar, bir memleketin doğal zenginlikleridir. İnsanlara ve yurda büyük yararları vardır. Memleket ekonomisine katkıda bulunduğu gibi insanları toprak kayması, sel gibi doğal felâketlerden korur, iklim şartlarını düzenler.
    Ağaç, tabiatın süsüdür. Tanrı'nın insanlara bağışıdır. Bizde ağaç sevgisi, köklü, gelenekleşmiş bir sevgidir. Deyimlerimizde şiir ve türkülerimizde bu sevginin göz alıcı izlerine raslamak mümkündür.
    Ancak, bazı kendini bilmez, cahil kişiler, toprak kazanmak, yakacak elde etmek gibi çeşitli bahanelerle yaş ağaçlara acımasızca kıyarlar. Ufacık bir çıkar kaygısı yüzünden büyük bir zarara sebebiyet verilir. Ünlü şairimiz Mehmet Emin Yurdakul, bir şiirinde: "Sakın kesme, yaş ağaca balta vuran el onmaz; I Na kütükler, hiç birine nice yıldır kervan gelmez, kuş konmaz, I Bunları kes, o baltanla bu çürümüş ağaçları yere ser" derken, insanlarımıza ne kadar yerinde ve içten bir öğüt vermektedir.
    Gerçekten, yaş ağaç kesen bir insan, bir canlıya kıydığı için cani sayılır. Tanrı ve kul katında da günahkârdır. Ayrıca, şairimizin de dediği gibi, hiçbir zaman esenliğe kavuşmaz.
    Ağaç ve ağaç sevgisiyle ilgili atasözleri:
    Ağaç, ağaç içinde büyür.
    Ağaç, yapraklarıyla güzeldir.
    Ağaca dayanma kurur; insana güvenme ölür.
    Ağacın meyvesi olunca, başını aşağı salar.
    Ağacın yemişini ye; kabuğunu soyma.
    Ağaç ve ağaç sevgisiyle ilgili özdeyişler:
    Bir ağacın ölümü, büyük bir mimarî eserin kaybı gibidir.
    A. Hamdı Tanpınar
    İyi bir ağaca sarılan rüzgârsız kalmaz.
    Cervantes


    alıntıdır

Benzer Konular

  1. kompozisyon
    By ekinilhan in forum Türkçe Dersi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 13.Mart.2011, 19:16
  2. Kompozisyon Konuları Örnekleri
    By Mustafa Uyar in forum Lise Edebiyat Dersi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 30.Aralık.2010, 22:56
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 25.Mayıs.2010, 18:18
  4. Öğretmenler Günü ile İlgili kompozisyon-Öğretmen Konulu Kompozisyon
    By Mustafa Uyar in forum Kompozisyon Örnekleri
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 25.Mayıs.2010, 18:14
  5. kompozisyon örnekleri...
    By soleil in forum Türkçe Dersi
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 25.Mart.2008, 23:32

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0 PL2 ©2011, Crawlability, Inc.